Tütün Yolu romanı Amerika’da yayınlandığı zaman, orada, kıyametler koptu. Yıl, 1931 yılı idi ve eserin yazarı E.Caldwell 28 yaşında genç bir adamdı. O devrin bazı milletvekilleri işi parlamentoya kadar götürdüler. “Amerika’da böyle bir rezalet olmaz” dediler. Genç Caldwell yemedi içmedi, yanına fotoğrafçı olan karısını da alarak güneye gitti. Anlattıklarını fotoğraflarla, vesikalarla doğruladı. Bu vesikalarını da New York Times’da yayınladı ve o milletvekilinin ağzını kapadı.
Tütün yolundaki olaylar Amerika’nın güney bölgesi Georgia da geçiyordu. İnanılmaz bir yoksulluğu, bu yoksulluğun bitirdiği insanları anlatıyordu. Gerçekten roman o kadar acıklıydı ki, her okuyanı çileden çıkarıyordu. Bu inanılmaz hayata başkaldırmayan insan olamazdı. Milletvekiliyle Caldwell savaşında Amerikan halkı ve aydınları Caldwell’i tuttular. Hele Caldwell romanında geçenleri, vesikalarla da doğrulayınca eserin halk üstünde büyük etkisi oldu. Bu eserle Caldwell de büyük Amerikan yazarları arasına katıldı. Kitap binlerce sattı. Az bir zamanda bütün dünya dillerine çevrildi. Bu kitap yüzünden, bundan sonra yazdığı kitaplarla Caldwell Amerika’da en çok satan yazar oldu.
Sonra romandan bir piyes yapıldı. Piyesin başarısı romanı da geçti. Tam üst üste yedi buçuk yıl oynadı bu piyes. Tiyatrocuların dediğine göre nu bir dünya rekoruydu ve dünyada üst üste yedi buçuk yıl oynamış tek eserdi. Romanın piyesi de bütün dünyada oynandı. Amerikadakine yakın da başarı kazandı. Romanı yıllar önce Türkçeye çevrildi. Birkaç baskı yaptı. Ama tiyatrosu yurdumuza yıllardır gelemedi. Bu kadar ün yapmış bir eser niçin tiyatromuza gelemedi? Bu sorunun üstünde durmuyorum.
“Tütün Yolu” romanının çıkışı bizim ilk gençliğimize rastgeldi. Bizler inanmış halktan yana gençlerdik. Bizim yurdumuzda da Tütün yolunda anlatılanın bin beteri oluyordu. Hem de beterin beteri. Şimdi ansılıyorum, bu kitap aylarca bizim kuşağın elinden düşmedi. Bir okuyan bir daha okudu. Türün yolunun bizim yeni romanımız üstündeki olumlu etkisi büyüktür.
Şimdi düşünürsek Tütün Yolu olumlu bir halkçı eser midir, değil midir? Onun orasını burasını tartışacak değilim. Bir şey biliyorum ki, Tütün Yolu halktan yana bir eserdir. Halktan yana büyük etkisi olmuştur.
Bazıları sevmiyorlar. Üstelik de iğreniyorlar. Ben Tütün Yolu’ndaki babayı bir roman adamı olarak çok seviyorum.
Şöyle bir bakarsan baba tembel, bitmiş bir kişi, yok olmuş bir kişi. Bütün insanlık erdemini, onurunu yitirmiş bir kişi. Belki de bu doğru. Ama baba niçin erdemini, onurunu yitirmiş? O çiftçidir. Başına bir felaket gelmeden, kredisi elinden alınmadan çalışkan, erdemli, pamuk yetiştiren, çocuklarına gül gibi bakan bir adamdı. Onunla birlikte topraklarını, kredilerini yitirenler kasabaya giderek fabrikada işçi oldular. O, fabrikaya gitmekten korktu. Her yol pamuk ekme zamanı gelince, içinde bir toprak sevgisi, bir pamuk yetiştirme aşkı filizlendi. Bu insanoğlunun büyük umuduydu. Birinci yıl olmadı. Baba ikinci yılı bekledi. Gün günden yoksulluğa düştü. Ama bir gün pamuk ekeceği mutlu günü bekledi. Fabrikaya gitmedi. İşi, toprakla uğraşmak, onun için kutsal bir işti. İşini yapmak fırsatını bulamayınca tembel oldu. Onursuz, yoksul oldu ve bitti. Ama son demine kadar umudunu yitirmedi. Bir gün nasıl olsa güzelim toprağını ekecekti. Yoksulluktan kurtulacaktı. Her bahar içinde toprak tazelendi. Her bahar sevindi, üzüldü. Yüzyıllar boyu toprakla birlikte yaşamış insanların ondan ayrılmayışlarını ben bilirim. Bu acı, insanın içine bir hançer gibi nasıl saplanır, onu da bilirim. Çoğunluğun bitmekte, ölmekte olan bir toprağın çocukları olan bizler, toprağından tırnağın etten ayrılışından daha zor ayrılan bir halkın çocuğu olan bizler Tütün Yolunu baş kitaplarımızdan birisi yapmakta haklıydık.
İşte uzun yıllar sonra bu romanın piyesi de yurdumuza geldi. Bu piyesi bu yıl Küçük Sahneyi alan Engin Cezzar getirdi. Yıllar sonra da olsa Tütün Yolu piyesini halkımıza sunma çabasını gösteren Engin Cezzar’I kutlarım.
“Tütün Yolu” dolayısıyla Engin Cezzarla bir konuşma yapayım, dedim. Bakalım bu eser için Engin Cezzar ne düşünüyor, bize ne anlatacak.
Engin Cezzar’la konuşma
“Amerika’da yıllar önce tam 7,5 yıl üst üste oynayacak kadar başarı sağlayan bir eser, şimdiye kadar niçin Türkiye’ye gelmemiş? Bunu merak ettim de. Ve siz tiyatronuzu niçin bu piyesle açıyorsunuz?”
Engin bu soruma hemen hiç düşünmeden karşılık verdi. Bu soruyu ona benden önce birçok kişi sormuştu. Bu belliydi.
“Bunu ben de sizin kadar merak ediyorum. Yıllar önce, bu oyunu okuduğum zaman bunu düşünmüştüm, bugün de aynı şeyi düşünüyorum. Acaba bu oyunu bizim tiyatrolarımız yıllar yılı neden oynamadılar? Telif olmayan bir piyes Türkiye’de niçin oynanır? Sebebi bellidir. Ya sayılı tiyatro merkezlerinde uzun bir süre oynamıştır, ya da bir piyesin konusu, yazılışı söylendiği düşünce bizim yaşayışımıza uyar. Büyük merkezlerde uzun zaman oynamış piyesler hemencecik bizim sahnelerimize çıkar. İkincisine gelince, onun üstünde azıcık düşünülür ya, o da bir anlayışlının eliyle sahnemizi bulur. Tütün Yolu her iki yönden de bu alışılagelmiş biçime uyuyor. Yukarda söylediğimiz iki şekilde işin ticari yönünü ilgilendirir. İş böyle olduğu halde bu oyun neden şimdiye kadar sahnelerimize çıkmadı? Şaşılacak iş. Benim özel tutumuma gelince, bu oyunu, söyledim ya uzun yıllar önce okudum ve çok sevdim. Bu eserin Türkiye’de oynanması gerekti. Bu gerçekleşmeliydi. Ama nasıl? Benim hiçbir imkanım yoktu.
Yedek Subay Öğretmen oldum. Antep köylüklerinde iki yıl öğretmenlik yaptım. İki yıl köylülerimiz arasında yaşamam, bana bambaşka, yepyeni bir dünya kazandırmıştı. Terhis olduktan sonra Küçük Sahneyi aldım. Antep köylüklerini gördükten sonra… bir gün bir arkadaşım dedi ki, sen Tütün Yolunu biliyor musun? Biliyorum, dedim. Ve hemen tiyatromu bu oyunla açmayı düşündüm. İki yıl Antep köylüklerinde yaşamasaydım, bu kararı gene verebilir miydim? Bana öyle geliyor ki, iki yıl Antep köylüklerinde yaşamasaydım gene bu büyük oyunu sahneye koyardım. Ama köyden hemen dönüşüm tiyatro açılışına, Tütün Yolunu seçişim birleşti. Bu bir tesadüf mü? Bütün bunların dışında bu eser insani bir eserdir. Nerede, hangi şartlar içinde geçerse geçsin, nerede oynanırsa oynansın, bu eser insanı tâ yüreğinden vurur. Bütün ölmez eserler böyle değil mi?”
Duydum ki Engin Cezzar oyununu görmesini için E.Caldwell’i davet etmiş.
“Doğru mu?” diye sordum.
“Doğru” dedi “Ve Caldwell davetime çok güzel bir karşılık verdi. Piyesinin Türkiyede oynanacağından dolayı sevincini belirtti. Piyesin oynanması bitmeden Türkiyeye gelip oyunu göreceğini de yazdı.”
Yukarda da söyledim ya, Tütün Yolunun altına bizim herhangi bir köyü yazan yazarımız imzasını atabilirdi. Ve de yadırganmazdı. Biz köylüyü sahneye zor çıkarıyoruz. Bed kaçıyor. Geleneğimiz yok. Acaba bundan mı korkuldu da bu eser yıllar yılı bize gelemedi.
Engin:
“Biliyorum” diyor, “dünyadaki bütün köylüler yaşayışları, sosyal şartları bakımından aynıdırlar. Bundan korktuklarını sanmıyorum. Ben de bu eseri sahneye koyarken bu yönü düşünmedim. Tütün Yolu gibi eserde önce insan vardır. Bütün insanların birleştiği bir yer vardır. Yani beşeri dedikleri. Ve bütün dünyadaki artistlerde aşağı yukarı aynı hamurdandır. Onun için Amerikan köylüsünü biz burada oynayabileceğimiz gibi, Türk köylüsünü de Amerikalı artistler bal gibi orada oynarlar.”
Tütün Yolunda oyuncuların ikinci yan tip dedikleri tip az. Hemen bütün karakterler önemli. Enginin kadrosu kimler acaba?
“Benden ve Gülrizden başka babayı oynayacak Pekcan Koşar var. Genç bir oyuncu. Çok elâstiki, her kalıba kolayca girebiliyor ve çok güçlü bir artist. Babanın çelişmeli yaşayışını, ölmüş bir adamın umudunu, psikolojisini iyi veriyor. Anayı oynayan Nur Sabuncunun gücünü herkes bilir. Çok güç karakter rollerinde onun nasıl başarı sağladığını tiyatroseverler bilirler. Nur, bütün anaları sembolize eden bu köylü anasında öylesine başarılı ki, söylemek bana düşmez. Oyun başladığında göreceksiniz. Öteki genç arkadaşlarımı da teker teker öğmek isterim ama, bırakalım, sahneden kendileri için kendileri konuşsunlar.”
O kadar çok tiyatromuz var ki. Bu kadar ağır bir eseri oynayacak kadroyu bulmak, yeni bir tiyatro için zor değil mi?
Engin:
“Çok zorluk çektim.” dedi. “Ama sahnede göreceksiniz.”
Engin Cezzar Antep köylüklerinden geldiğinde öylesine yeni, şaşılacak bir dünyanın içindeydi ki… Bir türlü yeni dünyasından dışarıya çıkamıyordu. Şimdi de Tütün Yolu dünyasına vermiş kendisini. Bir sanatçı işine kendisini böylesine, her şeyi unutup vermişse, o işin üstesinden geldi demektir.
28 Eylül’ü bekleyelim. Bakalım Caldwell ne söylemiş, bizler ne dinleyeceğiz?
Yaşar Kemal
*Yön Haftalık Gazete’nin 26 Eylül 1962 tarihli 41.sayısında yayınlanmıştır. Dönemin dil ve üslubunu yansıtması için imla hataları düzeltilmeden olduğu gibi yayınlanmıştır.

