Yazar Gülseren Budayıcıoğlu’nun “Madalyonun İçi: Bir Psikiyatrin Not Defterinden” kitabından esinlenen bir Psikiyatri kliniğinde geçen yaşanmış olaylardan esinlenerek uyarlanan ‘Kırmızı Oda’ dizisi, hızla reytinglerde en üst sıralara yerleşti.
Dizinin yayına girmesiyle beraber de tartışmalar da başladı. En önemli tartışma konularında birisi Gülseren Budayıcıoğlu’nun “terapiye gelen hastalarından izin almadan onların hikâyelerine kitaplarında yer vermesi” iddiası sosyal medyada önemli bir gündem maddesi oldu.
Binnur Kaya’nın mimikleri
Tülin Özen, Burak Sevinç, Meriç Aral, Halit Özgür Sarı, Gülçin Kültür Şahin, Sezin Bozacı ve Baran Can Eraslan gibi kaliteli oyuncu kadrosu olan dizinin başrolünde ise Binnur Kaya var.
Dizide hastalarını dinleyen doktor rolünü canlandıran Binnur Kaya’nın mimikleri ve jestleri ayrı bir tartışma konusu oldu.
Düşüncelerini sosyal medya hesabı üzerinden paylaşan Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli’de dizi hakkında, Psikiyatri pratiğinin farkındalığı için güzel proje olarak değerlendirdi. Binnur Kaya’nın muhteşem bir oyuncu olduğunu da vurgulayan Verimli, Binnur Kaya’nın mimikleri konusunda şu eleştiriyi yaptı: “Hastam bir şey anlatırken şu mimikleri yaparsam o görüşme/muayene omnipotensini ve yararını yitirebilir”.

“Madalyon”un öteki yüzü
Gülseren Budayıcıoğlu, 2005 yılında Ankara’da bir psikiyatri kliniği kuruyor: ‘Madalyon Klinik’.
İddialara göre klinikte seans ücretleri 1.500₺!
Ve tüm bu yüksek fiyatların ve yüksek gelirin ortasında asıl önemli konuya sıra geliyor. 3 Mayıs 2020 tarihinde, Pınar Öğünç imzalı Gazete Duvar’da “Çıldıracak seviyeye gelmiş psikologlar var” adlı bir makale yayınlanıyor. Gerisini makaleden ve klinikte çalışan psikologlardan dinliyoruz:
“Maaşlarımız asgari ücret ya da bir tık üzerinden gösteriliyor, tamamen primle çalışıyoruz. Ve gerçekten çok yoğun çalışıyoruz. Normalde özeldeki psikologlar günde üç-dört danışan görürken, ben on kişi görüyorum. Bu psikiyatristlerde yirmiye çıkıyor. Ara yok. Kırk beş dakika seans aralarında fırsat olursa ancak tuvalete gidiyorum, bir bardak su içiyorum, sonra yeni seans… “
“Prim sistemi de şu, tecrübenize göre bir saat ücretiniz oluyor, bunun da yüzde 80’i patrona kalıyor. Yeni başlayan biri için bu 185 lira gibidir, hocaların başka anlaşmaları olur. Yani bu yoğunlukta çalışarak, seans başı sadece 30-40 lira kazanıyorsunuz. Ayrıca iki hafta hastalansam ya da yıllık iznimi kullansam bunu da kazanmıyorum. Bir yandan seanslar yarım saatti, en azından kırk beş dakikaya çıkarmak için mücadele verdik. Çünkü yarım saat terapi olmaz. Bize hep ‘Allayın, pullayın, paketleyin, gönderin’ diyorlardı. Neyse ki kırk beş dakikayı kabul ettirebildik.”
“Çok da cinsiyetçi bir dünya… Patronumuz ‘Bir psikolog 25-45 yaş arasında göstermeli’ der, zaten çalışanların yüzde 80 kadındır. Bakımlı ol, makyaj yap, o yaşlarda göster yani. Ben de mesela makyajsızsam, üzerimde gösterişli bir şey yoksa rastlaşmaktan kaçınırım. Çünkü bir toplantıda kumaş pantolonlu hırkalı bir arkadaşımızı ayağa kaldırıp ‘Bu nasıl kıyafet, öğrenci gibi’ demişliği var. Neredeyse istismar bu. Zaten genelde ağır bir mobbing var. Bekleneni karşılamayan psikologa diğeri örnek veriliyor hep. Kendini başarısız, kötü hissedene kadar uğraşıyorlar. Yapamıyorsun, olmuyor, dönüşün iyi değil…”
“Depresyon testleri… Zaten klinik görüşmede aldığımız veriler ama işte ekstra para için yapıyorlar bunları. Dışarıda kendi başına çalışan arkadaşlar var, onlar da meslek yasası olmadığı için zorlanıyor. Bizimki, yaşam koçudur, dini psikologdur, melek terapistidir, önüne gelenin terapi yapabildiği bir alan. Bu işin şarlatanları yüzünden bir kliniğe, hastaneye tutunmadan ayakta kalmak da zor oluyor.”
“Mart ortasında odalarımıza dezenfektan talep ettik, kendi paramızla alabileceğimizi söylediler. İş ciddiye binince sadece sekreter bankolarına koydular. Talimat gelmiş, herkes kullanmasın diye de arkada duruyor. Bir sürü talepten sonra ancak bir maske geldi. Ama mesela kronik hasta bir arkadaşımız, maske zorunluluğu öncesinde de takıyordu,’Gelenleri böyle maskeyle korkutuyorsun’ diyerek kadını ücretsiz izine yollamışlardı. Böyle bir yer.”
“Bir kere şöyle bir şey yaşamıştım. Toplu taşımayla gidip geliyorum. Bir danışanım ‘Sizi dolmuşta gördüm, gözlem yapmak için mi binmiştiniz?’ diye sormuştu. İnsanların algısı bu, kapıdaki BMW’ler bizim sanıyorlar. Tabii orada şık giyinmek zorundayız, bir de Hollywood filmlerinden falan havalı bir meslek gibi duruyor. Zevkusefa içinde yaşadığımızı, işte arada sosyal deney yaptığımızı falan sanıyorlar ama ben sadece bu ayın kirasını nasıl vereceğiz diye düşünüyorum. Yarını o kadar öngöremiyorum ki, üç sene önce tatile de gidebilen, taksitle bir şeyini alan orta sınıf aileydik biz. Bir kültürel sermayem, bir yaşam tarzım var ama ekonomik olarak artık orta sınıf değiliz, düştüğümüzü hissediyorum. Bu, sınıf tanımayan bir virüs falan değil, etkilenen biziz. Patron teknesinde, hocalar, prof’lar yazlıklarında, Instagram’dan karantina güzellemeleri yapıyorlar.”
Sonra ne mi oldu?
Madalyon Psikiyatri Merkezi’nde çalışan 5 psikolog bu makaleyi sosyal medya hesaplarında/sayfalarında paylaştıkları için işten çıkartıldı…
Yani… Gülseren Budayıcıoğlu psikologlarını hemen ertesi gün kovdu!
İş Kanununun 25/2 “İşçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı” gerekçe gösterildi…
Ama… Niyeyse?
İşten çıkartılma sebebi açıklanmadı.
Sonrasında…
Türk Psikologlar Derneği devreye girdi; konunun takipçisi olacağını açıkladı ve işten çıkarılan psikologların yanında olduklarını belirtip, “Tehdit edilen meslektaşlarımız tarafımızca bilinmektedir. Türk Psikologlar Derneği olarak hak kaybına uğrayan, insani ve mesleki hakları ihlal edilen meslektaşlarımızın yanında yer alacağımızı; gerekli hallerde hukuki danışmanlık da dâhil olmak üzere her türlü desteği vereceğimizi bir kez daha belirtmek isteriz” dendi.

