18 Şubat Çarşamba, 2026

Beşir Sevim: “Çeşitli sebeplerden ötürü yarım bıraktığım tiyatro oyunları var. Önceliğim onları tamamlamak”

Share

2020 yılında neler okudunuz?

Yayın dünyasına yetişmek, yayımlanan her şeyi okumak imkânsız elbette. Tavsiyeler doğrultusunda veya yaptığım planlamalar doğrultusunda bu yıl okuduğum kitaplardan sadece beğendiklerimi paylaşacağım. Edebî anlamda zayıf bulduğum ya da abartıldığını düşündüğüm kitaplardan söz etmeyi gereksiz buluyorum. Olumsuz da olsa isimlerini anmak, söz konusu kitaplara lüzumsuz yere dikkat çekmek istemiyorum çünkü. Burada gerek diliyle, gerek meselesiyle gerek de kurgusuyla bende iz bırakan metinlere işaret etmenin daha önemli olduğuna inanıyorum.

Okumalarım genellikle iki şekilde olur. Bir taraftan yeni yazar ve şairlerden ilgimi çekenlere ya da takip ettiğim isimlerin güncel kitaplarına öncelik vermeye çalışırım.  Öte yandan da daha önce atladığım, okumadığım veya yeni duyduğum isimlerin geçmiş yıllarda basılan kitaplarını aradan çıkarmaya çalışırım. Bu sene salgınla birlikte uzun bir süre eve kapanınca nedense daha önce okuduğum bazı kitapları tekrar okuma isteği doğdu içimde. Özellikle lise ve üniversite yıllarımda okuduğum, klasik diyebileceğimiz metinlere odaklandım. Bu süreçte yaptığım tekrar okumalardan ‘iyi ki tekrar okudum’ diyebileceğim çok fazla isim olmadı açıkçası. Sabahattin Ali’nin Bütün Öyküleri, Montaigne’nin Denemeler, Emile Ajar’ın Onca Yoksulluk Varken, İhsan Oktay Anar’ın Efrasiyab’ın Hikâyeleri’ni yeniden okumak keyif verdi sadece.  

Uzun zaman önce basılan ve okumadığım kitaplardan da Atik Rahimi’nin Sabır Taşı, İvo Andriç’in Lanetli Avlu, Sabahattin Kudret Aksal’ın Gazoz Ağacı (Toplu Öyküler), Juan Rulfo’nun Kızgın Ova, Ömür İklim Demir’in Muhtelif Evhamlar Kitabı, Cang Şianliyen’in Ölmeye Alışmak kitaplarının mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum.

Daha yakın dönemde yayımlanan ve güncelliğini koruyan kitaplardan da Sinan Oruçoğlu’nun Yerin Çektiği, Fadime Uslu’nun Ay Eskir Gün Işırken, Claire Keegan’ın Mavi Tarlalardan Yürü, Kemal Varol’un Aşıklar Bayramı, Elvan Kaya Aksarı’nın At Sancısı,  Murat Çelik’in Eve Dönmeyen Hayvan,  Abdullah Ataşçı’nın Ben Buranın Yabancısıyım, Halil İbrahim Özbay’ın Yayı Eksik Viyola, Mustafa Orman’ın Ovada Paldır Küldür, Serhat Köroğlu’nun Bitmemiş Bir Cümlenin Noktasını Taşımak, Veysi Erdoğan’ın Kendimden Biri Değilim, Beste Naz Karaca’nın Naupa, Seyyidhan Kömürcü’nün Kendinin Ağacı,  Zeynep Arkan’ın Orada Merhamet Varmış, Serkan Türk’ün Ausgang, Arzu Uçar’ın Bir Küçük Delilik, İsahag Uygar Eskiciyan’ın Patates Jazzı, Dag Solstad’ın Mahcubiyet ve Haysiyet kıymetli bulduğum, tavsiye edebileceğim metinler oldu.

Bunların dışında Mithat Alam’ın Sinemayı Seven Adam, Cenk Türkkanı’nın iki tiyatro oyununun yer aldığı Toplu Oyunları-I, Firuze Engin’in Cambazın Cenazesi’ni çok sevdim. Son olarak sıkı bir kitap okuru olan sevgili dostum Bülent Ateş’in hediye ettiği Arno Gruen’in Empatinin Yitimi’nden çok etkilendim, diyebilirim.

Şunu söylemeden de geçmemek gerek. Kimi kitapların çok fazla abartıldığına tanık oluyoruz. Bu süreçte denk geldiğim, vakit ayırdığım çok kitap oldu böyle. Özellikle yabancı isimlerde bu çok daha fazla oluyor. Yazının başında sevmediğim, ben de karşılık bulmayan kitaplardan söz etmeyeceğimi söylememe rağmen edebî anlamda fazla abartıldığını düşündüğüm için adlarını anmakta bir sakınca görmüyorum. Özellikle son zamanlarda isimlerini çok duyduğum için okumaya karar verdiğim Alejandro Zambra’nın Eve Dönmenin Yolları, Antonio Casa Ros’un Almodovar Teoremi ve Hanif Kureishi’nin Hiç kitabını söyleyebilirim. Edebiyatımızda bu isimlerden çok daha iyi ya da en azından muadilleri olabilecek onlarca metin sayılabilir. Bir metin, eğer yeni bir dilde yeniden var edilecekse en azından bir yönüyle buna değer olması gerektiğine inanıyorum. Sıradan, yeni bir şey söylemeyen bir metinse ya da kayda değer bir dil ve kurgu vaat etmiyorsa hiç çevrilmesin daha iyi. Bu anlamda son birkaç yılda Yüz Kitap’ın yaptığı işleri çok önemli buluyorum. Genel olarak iyi metin tercihleri ve iyi çevirilerle kıymetli ve kalıcı bir iş çıkardıklarına inanıyorum.  

Pandemi süreci hayatınızı ve çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

Evcimen bir karakterim var. Yaşadığımız belirsizliği, stresi bir kenara koyarsak evde olma hâlinden keyif aldım ve bu dönemi de verimli geçirdim diyebilirim. Öncelikle çok fazla okuma imkânı buldum. İzlemediğim, bir şekilde beklettiğim filmlere ve dizilere de vakit ayırabildim. Bu anlamda sıkılmaya hiç vaktim olmadı. Planladığım şekilde yürütemediğim tek şey ise yazmak meselesi oldu. Uzun bir süreden beri evden iş yapıyor olmakla birlikte çocukların ve eşimin uzaktan dersleri teknik olarak yazmama pek fırsat vermedi. Evde iki bilgisayar olmasına rağmen hep bir meşguliyet durumu oldu. Bilgisayar başına oturabildiğim vakitlerde de ancak yetiştirmem gereken işlerle ilgilenebildim. Edebî anlamda, ufak tefek birkaç metin dışında üretken olamadım açıkçası. Bir de belki bir gün bir şeye dönüşebilir umuduyla tuttuğum notlar, şu an tek tesellim.

2021 yılı için çalışma planınızda neler var, yeni bir kitap ya da farklı bir proje?

Abdullah Ataşçı ile birlikte senaryo danışmanlığını yaptığımız Ceviz Ağacı filminin yönetmeni Faysal Soysal’la beraber yeni bir film hikâyesi üzerinde çalışmaya başladık. Ancak pandemi şartlarında bunu sürdürmek biraz zor olduğu için şimdilik askıya aldığımız bu iş için uygun koşulları bekliyoruz.  Bu film senaryosu dışında, geçmişte başladığım ve çeşitli sebeplerden ötürü yarım bıraktığım tiyatro oyunları var. Önceliğim onları tamamlamak… Tabi bir de yeni şiir dosyam duruyor bir kenarda. Şiirin, herhalde yazarken en çok zorlandığım tür olmasından dolayı ‘ne zaman biter’ bir şey diyemiyorum. Söyleyebileceğim tek şey, bu dosyanın yazım sürecinin “Bildiğim Bütün Kırmızılar”daki kadar uzun olmayacağı…

Diğer Yazılar

Benzer Yazılar