Dosyalar, Makale, Türkiye'de Roman Var Mı?

Kerim Korcan’ın Türk Romanı üzerine düşünceleri

Roman hayatı yeniden yaşatır bize. İyi kötü yanlarıyla bütün ayrıntılarıyla, olanca derinlikleriyle yaşatır. İster geçmişten, ister gelecekten sözetsin. Onda kendimizi ararız, onda kendimizi bu­luruz. Okurken de böyledir bu yazarken de böyledir. Hayatı bir manzara kartpostalı gibi kopya etmez tabii ki roman. Ama, hayattan aldığı elemanlarla sayfalarında yeniden bir dünya yoğu­rur, oluşturur. Bakarız, kapışma halindedir orada insanlar.

Köylüsü kentlisi, cahili ahini, zengini fakiri, merhametlisi gaddarı, cesuru korkağı, çalışkanı asalağı, namuslusu namussuzu, ardı arkası gelmeyen bir didişme, savaşma içindedirler. Yazar bütün bu elemanları ve olayları, belli bir estetik kuralı izleyerek, ya da, kuralını da kendi yaratarak, savaşa süren bir komutan gibidir. Onun kimleri, kimlere karşı, hangi silahlarla, kimlerin adına nerelere saldırttığı, kimler için nasıl zafer sağladığı ilgilen­dirir okuyucuyu. Bana kalırsa romanımızı bu açıdan ele almak ve uzun bir sanat hayatı devresinde hangilerinin kalbur üstünde kalabildiğini araştırmak gerek.

Sanatçı, kimler için yazar, ne gibi şeyler yazar? Sorusu da çıkar burdan meydana ve insanı bir hayli düşündürür. Yıllarca evvel bir gardiyan benden okuyacak birşeyler istemiş, ben de ona Römark’ın GARP CEPHESİNDE BİR ŞEY YOK isimli roma­nını vermiştim. Biraz sonra geri getirdi şöyle bir karıştırarak, utana utana: «Ben bundan birşey anlamam bey, bana vereceğin kitapta aşk meselesi olsun?» dedi, şaştım kaldıydım. Daha sonra­ları, büyük tiraj gazetelerimizden birinde bir hikâyem çıktıydı ve bir hayli de ilgi gördüydü. Ama, hikâyeyi ilâveye koyan arka­daş, güçlü patronun karşısında bulmuştu kendini. Hiç ıvırıp kı­vırmadan diyordu ki adam: «Bu hikâye güzel bir hikâyedir, ama delikanlı, hüzün var içinde. Bizse hayatın zaten yorduğu insan­ları böyle şeylerle düşündürmek değil dinlendirmek istiyoruz.» Aşk Hikâyesi, genel başlığında veriliyordu orada hikayeler. Top­lumun ciddi meselelerinden fellik fellik kaçınılıyordu.

Evet, roman ve romancı insanları, hangi sınıftan, hangi züm­reden olurlarsa olsunlar, katiyyen hafife almamak, onları eğlence malzemesi olarak kullanmamak zorundadır. Toplumdaki ana ko­nulardan insanı uzak düşürmek, onu kendi çıkarları aleyhine sa­vaşa sürmek sanatçının görevleri arasında değildir. Bu bakımdan aşk da, tekmil insan ilişkileri içinde hakkı olduğu kadar yer ala­cak, ama, en can alıcı dertleri gölgelemeyecek, hayat kavgasının dışına atmayacak, atamayacaktır. Bir toplum olayını veya olay­larını sorumluluk duygularıyla işlemek, ancak bu yöntem ve yön­temlerle olabilir.

Bu açıdan tarandığında, romanımızda hayli kabarık sayıda, güzel örnekler bulunabileceğine inanıyorum. Ancak, onları eleş­tiriye aldığımızda ölçüyü şaşırmamak zorundayız şu var ki. Bir ülke tekmil varlığını üretici güçlerinin yaratıcılığından alır. Olaya bu açıdan baktığımızda, halk onayını almayan romanlar, aza­metli yazarlarıyla birlikte havada kalmaya mahkûmdurlar. On­ları dost ahbap meclislerinin pohpohlamaları değil, ancak ve an­cak halkın ilgisi kurtarır. İdeologlukta dikiş tutturamayıp, roma­nımız üzerinde ahkâm kesmeye kalkanlara değil, halka kulak ve­relim romanın gelişmesi, geliştirilmesi için.

Yazar
Dinozor Belge
Edebiyat Dergileri arşivlerinden bulunup, sizlerle paylaşılan makaleler.

Bir Cevap Yazın