Sinema / TV

The Mauritanian: Guantánamo kampında 14 yıl—Amerika’nın korkunç “terörle mücadele” gerçeği

Kevin Macdonald tarafından yönetildi; Mohamedou Ould Salahi’nin kitabından M.B. Traven, Rory Haines ve Sohrab Noshirvani tarafından uyarlandı.

Kevin Macdonald’ın yönettiği The Moritanian(Moritanyalı), Mohamedou Ould Salahi’nin 2015 tarihli Guantánamo Diary(Guantánamo Günlüğü) adlı anı kitabına dayanıyor. Salahi, Amerikan ordusunun Küba adasındaki Guantánamo Körfezi gözaltı kampında 14 yıl boyunca suçsuz yere alıkonuldu.

Senaryosunu M.B. Traven, Rory Haines ve Sohrab Noshirvani’nin yazdığı film, Amerika’nın “terörle mücadele”sinin gerçek yüzünü güçlü bir şekilde gözler önüne seriyor. Film; Bush ve Obama yönetimlerinin, ABD ordusunun, CIA ve diğer kurumların yasa dışı gözaltı, işkence ve cinayet de dahil olmak üzere sistematik olarak suç işlediğini açıkça ortaya koyuyor.

Salahi’nin yaklaşık on beş yıllık bireysel kâbus şeklindeki çilesi aracılığıyla, insanlığın yüz yüze kaldığı Amerikan emperyalist şiddetinin “volkanik patlaması” daha derinden ve içtenlikle anlaşılır hale geliyor.

The Mauritanian’da Tahar Rahim

The Mauritanian’da kaydedilen olaylar, 11 Eylül 2001 terörist saldırılarının hemen ardından yaşandı. Bush yönetiminin, Orta Asya ve Ortadoğu’ya çok önceden hazırlanmış, uzun süreli istilalar ve işgaller başlatmak için 11 Eylül’ün yol açtığı öfkeden yararlandığı, bugün yirmi yıl öncesine göre daha açık görülüyor olmalı.

11 Eylül 2001 olayları ayrıca ABD’de demokratik haklara cepheden bir saldırı yapılmasına hizmet etti. Bu saldırı; 2001 Vatanseverlik Yasası’nın geçirilmesini, kontrolsüz gözetlemenin yaygınlaştırılmasını, “olağandışı hüküm”ü, Guantánamo ve CIA’in siyah noktalarıyla ilişkili süresiz gözaltı, işkence ve askeri mahkemeleri, polis teşkilatlarının askerileştirilmesini, Müslümanlara ve göçmenlere yapılan zulmü içermektedir.

Masum olan Mohamedou Ould Salahi, trajik bir şekilde bu küresel girdaba kapılmıştı.

Kongre, 18 Eylül 2001 tarihli ortak kararı temelinde, Başkan George W. Bush’a 11 Eylül saldırılarını planlayan ve gerçekleştirenlere karşı güç kullanma yetkisi vermişti. Tutumunu bu kararla gerekçelendiren “ABD hükümeti terör zanlılarını kaçırma, alıkoyma, işkence etme veya öldürmeye yönelik, yasal dayanağı olmayan gizli bir operasyon başlattı. Böyle bir şey yapmamış ve bu tür suçların hiçbirinde yer almamış olmama rağmen, böyle bir operasyonun kurbanı oldum,” diye yazıyor Salahi, Guantánamo Günlüğü’nde.

Jodie Foster The Mauritanian’da

Salahi 1970 yılında kuzeybatı Afrika ülkesi Moritanya’da doğdu. İstisnai bir öğrenci olarak 1988’de Almanya Duisburg’da mühendislik okumak için burs aldı. 1991’de El Kaide’ye bağlılık yemini ederek mücahit hareketine katılmak için Almanya’dan Afganistan’a gitti. Merkezi hükümet düştükten sonra Almanya’ya döndü ve El Kaide ile başka ilişkisinin olmadığını iddia etti. Sonra Montreal’de elektrik mühendisi olarak çalıştı.

Salahi daha sonra Kanada, Moritanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Senegal gibi çeşitli ülkelerin yetkilileri tarafından gözaltına alındı ve sorguya çekildi ama her seferinde aleyhine delil yetersizliğinden serbest bırakıldı. Ancak Kasım 2001’de, sorgulama için Moritanya’nın Nouakchott kentindeki bir polis karakoluna gönüllü olarak bilgi vermesi istendi ve bunu yaptı.

Film, bu noktada, bir başlıkla açıkladığı gibi, “11 Eylül’den iki ay sonra” diye başlıyor. Mohamedou (Tahar Rahim), Moritanya makamları tarafından “Amerikalılar sizinle konuşmak istediği” için yakalanır. Cep telefonundaki kişileri hızla siler ve tespihini tutan annesine veda eder. Onu bir daha asla göremeyecektir.

Salahi kitabında şöyle yazıyor: “Tutuklanmama gelince, bu bir nevi siyasi uyuşturucu ticareti gibiydi: FBI, ABD başkanından müdahale etmesini ve beni tutuklamasını istedi; buna karşılık George W. Bush, ortadan kaybolan Moritanya devlet başkanından bir iyilik istedi; ABD başkanının talebini alan Moritanyalı meslektaşı polis güçlerini beni tutuklamak için harekete geçirdi.” Salahi’nin hapisteki ilk yıllarında ne olduğunu ancak daha sonra öğreniyoruz.

The Mauritanian

2005 yılında Albuquerque, New Mexico’da ceza savunma avukatı Nancy Hollander’dan (Jodie Foster) Mohamedou’nun durumunu soruşturması istenir. 11 Eylül’ün arkasındaki El Kaide beyinlerinden biri olmakla suçlanan Mohamedou, iddialara göre Usame bin Ladin’in cep telefonundan bir arama yapmıştır. Ancak birkaç yıldır gözaltında bulunan Mohamedou, halen hiçbir şeyle suçlanmamıştır.

Hollander, hukuk firmasına durumu şöyle açıklar: “Bush ve [Savunma Bakanı Donald] Rumsfeld’in neşeyle paramparça ettiği habeas corpus’u [yargıç önüne çıkma hakkını] savunuyorum. … ABD hükümeti Guantánamo’da 700’den fazla tutukluyu tutuyor. Kim olduklarını, haklarındaki suçlamaları ve yargıç önüne çıkacaklarsa bunun ne zaman olacağını bilmiyoruz.” Destek olması için tecrübesiz Teri Duncan’ın (Shailene Woodley) yardımını alır ve ardından Mohamedou ile tanışmak için Küba’ya uçarlar.

Eş zamanlı olarak, 11 Eylül saldırılarında yakın arkadaşı ölen Albay Stuart Couch’dan (Benedict Cumberbatch) davayı kovuşturması ve Salahi’nin ölüm cezası almasını sağlaması istenir.

Nancy ve Teri, Mohamedou ile tanıştıklarında, “Yanlış zamanda yanlış yerdeydim. Ve bu yüzden beni evimden kaçırdılar, beş ay Ürdün’de hapsettiler, sonra Afganistan’da bir askeri üs -bu arada tuvalette yaşamak gibiydi- ve sonra beni buraya getirdiler, kafamda bir torba ve vücudumda zincirlerle. … Bunları yapabileceklerini sanıyorlar çünkü ben bir Arap’ım, ülkem zayıf ve ben aptalım.”

The Mauritanian (Yönetmen Kevin Macdonald)

Teri, “Sanki berbat bir dünya gezisine çıkmış gibi,” diye iğneler. Avukatlar ABD hükümeti, Rumsfeld ve Bush’a karşı dava açtıklarında, 20.000 sayfa üzerinde oynanmış materyal alırlar. Wall Street Journal’dan kendisinin “bir terörist avukatı” olduğunu öne süren bir gazeteciyle karşılaşan Nancy, şu yanıtı verir: “Tecavüzle suçlanan birini savunduğumda kimse tecavüzcü olduğumu düşünmedi… Ama biri terörizmle suçlandığında, senin gibi insanlar bunun farklı olduğunu düşünüyor.”

Etkileyici bir sahnede, Mohamedou duygusal bir şekilde hücresinden dua okur. Acımasız, nemli koridorun ilerisinde başka sesler yankılanır.

Çetin ceviz olan Hollander, Mohamedou onun kararlılığını sorguladığında öfkesini kaybeder: “Sekiz ayrı cezaevindeki hapishane müdürleri bana Noel kartları gönderiyor, tamam mı? … Üç evlilik yaptım ve her birinin yanlış tarafındaydım. Tek oğluma kötü bir anne oldum. … Çünkü buradayım, her zaman buradayım. Bu benim hayatım. Bu yüzden davanıza olan bağlılığımı sorgulamayın.”

The Mauritanian, 2003 ve 2004’te ABD askeri istihbaratı tarafından Guantánamo’da Mohamedou’ya yapılan ürpertici işkence sahnelerini içeriyor. Bu işkenceler her katılanın ve onlara izin verenlerin suçlanıp hapsedilmesi gereken suçlardır.

Mohamedou’yu esir tutan ABD’liler, Rumsfeld tarafından bizzat onaylanan “özel sorgulama planı”na uygun olarak, barbarca en kötü şeyleri yaparlar. Yöntemleri, çeşitli fiziksel, psikolojik ve cinsel aşağılamalarla birlikte uzun süreli tecrit, sahte infazlar, uykusuz bırakma, dayanılmaz stres pozisyonlarını içerir. İşkenceciler annesine tecavüz etmekle tehdit eder, onu dondurucuya koyar ve soğuk suyla ıslatırlar; Salahi’nin kulaklarını gürültülü rock müziğiyle patlatır, onu öldürmekle tehdit eder ve defalarca döverler.

“Aşağılama, cinsel taciz, korku ve açlık, akşam 10 civarına kadar günün rutiniydi. Sorgulayıcılar zaman hakkında hiçbir fikrim olmadığından emindiler ama kimse mükemmel değildir; saatleri zamanı daima ortaya çıkarırdı. Bu hatayı daha sonra, beni karanlık tecride koyduklarında kullanıyor olurdum.” (Guantánamo Günlüğü)

Macdonald’ın filminde, Hollander ve Savcı Couch sonunda Salahi’nin çektiği şiddetli çilelerin açıklamalarını ve dökümlerini okuma fırsatına sahip olurlar. Askeri bir meslektaşı, Mohamedou’nun birden fazla itirafa imza attığını iddia ettiğinde, Couch onu şöyle yanıtlar: “Yetmiş gün boyunca özel projelerde işkence gördü. Söylediği hiçbir şey kabul geçerli olmayacak…”

İşkenceciler, diye devam eder Couch, “Salahi’yi annesini diğer tutuklular tarafından tecavüze uğramak üzere Gitmo’ya göndermekle tehdit etti. Bunların hepsi belgelenmiştir, sistemseldir, OSD [Savunma Bakanı Ofisi] onaylıdır. Rumsfeld’in imzası en üst sayfada. Bütün kuyu zehirlenmiş. … Burada yapılanlar suçlanmayı hak ediyor.”

Couch ısrarla buna sessiz kalmayacağını belirtir: “Anayasaya aykırı. Bir Hristiyan olarak prensiplerime aykırı. Bunu yapmayacağım.” Buna karşılık ona “hain” denir ve davadan istifa eder.

Daha sonra Nancy, Couch ile tanıştığında şöyle der: “Sanırım kampı neden orada inşa ettiklerini anladım. İkimiz de yanıldık. Mahkemelerden uzak tutmak istedikleri tutuklular değil, gardiyanlardı. Müvekkilim şüpheli değil, tanıktır.”

Sonunda Mohamedou mahkemede kendisini savunma fırsatı bulur.

Mohamedou, sorgulanmak üzere Moritanya’nın ulusal polisine gidip zorla ortadan kaybedilmesinden 5.445 gün sonra, 16 Ekim 2016’da Guantánamo’dan serbest bırakılır ve Nouakchott, Moritanya’daki evine gider.

The Mauritanian’ın dipnotları bize 22 Mart 2010’da Salahi’nin davasını kazandığı bilgisini veriyor. Yine de, Obama yönetimi temyize gitmiş ve Salahi yedi yıl daha alıkonulmuş. Mohamedou’nun annesi, tutuklandığından bu yana oğlunu hiç görememiş ve 2013’te hayatını kaybetmiş. Nancy Hollander’ın müvekkilleri arasında halen Guantánamo’da tutulan kişilerden biri ile ifşaatçı Chelsea Manning de var.

Ne CIA ne Savunma Bakanlığı ne de başka bir devlet kurumu, Guantánamo’da uygulanan kötü muamele için sorumluluk kabul etti veya özür diledi. Guantánamo’da tutulan 779 mahkûmdan sadece sekizi bir suçtan hüküm giydi ve bu mahkûmiyetlerden üçü temyizde bozuldu.

Yönetmen Macdonald bir röportajda, bu istisnai filmde, oyuncu kadrosunun “başlangıçtan itibaren olaya dahil ve hikayenin anlatılmasına hevesli” olduğunu ifade ediyor. Rahim, Mohamedou Salahi’nin direncini, köklü iyimserliğini, keskin (ve genellikle zorunlu olarak karanlık) mizah anlayışını ve derin insanlığını hayata geçiren olağanüstü bir performans sergiliyor.

Macdonald şunları söylüyor: “[Rahim] role her şeyini verdi ve bunun için acı çekti. Gerçek zincirler takıyordu, bacakları kanıyordu ve üç hafta boyunca yemek yememekte ısrar etti. Sadece bir gün yumurta beyazı yerdi, bu yüzden gerçekten çok endişelendim. …”

Film yapımcısı, gerçek Mohamedou’nun, The Big Lebowski filminde Bob Dylan ile beraber “The Man In Me”yi söylediği filmin sonundaki büyüleyici video klibine atıfta bulunuyor. Yönetmen, The Big Lebowski Mohamedou’nun “favori filmi” diyor.

Foster ve Cumberbatch projeye muazzam becerilerini ve samimiyetlerini eklemişler. Görüntü yönetmeni Alwin H. Küchler, gardiyanlar veya işkenceciler Karayipler’de sadece kısa bir mesafede sörf yaparken bile gözaltı merkezi cehennem çukurunun klostrofobik dehşetini yakalamışlar.

Forbes ile yaptığı bir röportajda film yapımcısı, Barack Obama’nın Guantánamo’yu kapatmadığından bahsetti. Bu, onun seçim vaatlerinden biriydi. “Guantánamo’daki insanların çoğu -büyük çoğunluğu- sadece çiftçiydi. 50.000 ya da 100.000 dolar için onları El Kaide’den olmakla suçlayan, arkadaşları olduğunu düşündükleri biri tarafından ihanet edilmiş insanlardı. Bence Guantánamo’ya gönderilen insanların yüzde 80’i temelde bunun kurbanıydı.”

Bu, cesurca ve dürüstçe anlatılan korkunç bir hikâye. Macdonald’ın ilginç bir filmografisi var ancak The Mauritanian onun itibarını muazzam bir şekilde yükseltiyor. Bu, deyim yerindeyse, tarihin doğru tarafında olan bir eserdir. Katılan herkes tebrik edilmeyi hak ediyor. Filme seyirci çekme fırsatı verilirse, kamuoyu üzerinde ölçülebilir bir etkisi olacaktır. Amerika’nın kriz içindeki cani yöneticilerine, ABD halkının ve küresel nüfusun gitgide genişleyen kesimleri tarafından bakıldığında hissedilen genel tiksinti ve dehşete katkıda bulunacaktır. The Mauritanian, baştan sona, Kathryn Bigelow’un Zero Dark Thirty (2012) gibi yalancı, sefil filmlerinin işkenceyi savunmasına karşı sağlıklı bir panzehir işlevi görmektedir.

Afganistan’ın istilasıyla başlatılan “terörle mücadele”, son tahlilde, Irak’a karşı yürütülen canice savaş için de olduğu gibi, terörizmle ilgili değil; Washington’un küresel egemenlik dürtüsünün ve özellikle ABD’nin gezegendeki iki büyük petrol ve doğalgaz üreten bölge olan Hazar Havzası ve Ortadoğu üzerindeki hakimiyetinin bir parçasıydı.

Peki, ABD’nin Afganistan ve Irak’ta yaklaşık yirmi yıldır süren doğrudan müdahalesi nelere yol açtı? Pandeminin şiddetle devam ettiği koşullarda, milyonlarca ölüme ve tarihteki en büyük sığınmacı krizini yaratacak şekilde, milyonlarca insanın evlerinden sürülmesine…

Mohamedou Salahi, Guantánamo’da, “prangalarımla korkudan titreyerek, sayısız kez tatsız hazır yemek yiyerek ve durmadan tekrarlayan bir döngüde ‘Oh say can you see, by the dawn’s early light’* dinleyerek” uykusuz geceler geçirdi. Salahi, The Mauritanian aracılığıyla, başında çuvalı, dikenli telleri, prangaları, ordusu veya işkence çetesi olmaksızın, şimdi hikâyeyi kendi tarafından anlatıyor.

Joanne Laurier
8 Mart 2021

* ABD Ulusal Marşı’nın sözleri.

Kaynak: Dünya Sosyalist Web Sitesi

Yazar
Dinozor Haber
Dinozor'un gözünden kültür, sanat ve edebiyat alanındaki güncel haberlerin editörü.

Bunları da beğenebilirsiniz

Bir Cevap Yazın