Öykü

Arama

Konuşmacı olarak katıldığı canlı yayın biter bitmez, eve geldik. Sabah çok erken saatte geldi Ankara’ya, bütün gün de duruşma salonundaydı. Gazeteci olarak takip ettiği önemli bir dosyanın üçüncü duruşması vardı bugün. Duruşmadan çıkıp stüdyoya gidince de dışarı çıkacak hali kalmadı tabii. Neyse ki enfes bir Porto şarabım var, Ufuk duş alırken ben de müzik listesini hazırlıyorum. Müzik eşliğinde sofrayı hazırlayacağız. Liseden beri ne zaman birlikte yemek yiyecek olsak sofrayı birlikte hazırlarız. Yemekten sonra da sofrayı birlikte kaldırır, bulaşıkları yerleştirirken sohbet ederiz. Böyle arkadaşın olunca, sevgililer de böyle olsun istiyor gönül. Nerdeee. Aman hiç sevgili filan düşünemeyeceğim, tek başımalığımdan gayet memnunum şimdilik. İşte Ufuk da banyodan çıkıyor ve gelip üçlü koltuğa yayılarak oturuyor. Ben de yanına gidip uzanıyor, başımı bacaklarına koyuyorum. Aa. Dur. Ben dün gece rüyamda aynı böyle Ufuk’un dizlerine yattığımı gördüm ya. Şimdi hatırladım. Bugün sabah erkenden geleceğini düşünerek uyudum da, ondan herhalde. Ama… ya Orhan? Orhan da benim ayakucumda oturuyordu. Hatta bunun ne işi var burada, diye düşündümdü. Rüyalarımda bile pürmantık!

“Cansu, bir kadına karşı yoğun duygular beslediğini söyledi” diyor Ufuk.

Çok ani oldu. Hızlıca bacaklarımı toplayıp oturuyorum.

“Bana yönelik sevgisinin de sürdüğünü, beni kaybetmek istemediğini, ancak sevgimizin gerçeğe katlanabileceğini umduğunu söyledi.”

Şimdi evli olsam, kocam gelip bir erkeğe karşı yoğun duygular beslediğini söylese, ben ne yapardım acaba? Evlilik o kadar uzak geliyor ki bana, bilemiyorum.

“Ben de öteki kadın ile ne yaşamak istiyorsa yaşamasını söyledim.”

İstemsizce yutkunuyorum.

“Fakat mevzu bahis bir erkek olsaydı aynı cümleyi kuramazdım Eda.”

Yıllardır heteroseksüellikmiş, homoseksüellikmiş, aseksüellikmiş, tek eşlilikmiş, çok eşlilikmiş, çok aşklılıkmış konuşup dururuz, ama iş eyleme gelince kelimeler konfeti gibi ortalığa saçılıyor işte. Uygun olanları bulabilene aşk olsun. 

“Cansu şimdi o kadınla tatilde.”

Yine yutkunuyorum. Ufuk’un Ankara’dan gidişi eve dönüş olmayacak anladım, bambaşka bir ilişkilenmeye gidecek buradan.

“Bunu gizlese ruhum duymazdı. Ama bana böylesine açık olması Cansu’ya olan bağımı güçlendirdi, iyi mi? Bu yüzden şimdi seninle bağlara içeceğiz Eda” diyor ve kalkıp şarabın mantar başına tirbişonu yerleştiriyor.

Schubert’in melodilerini telefonumda duyunca çağrıyı sessize almak için ayağa kalkıyorum. Ama… Arayanın ismini ekranda görünce bir an ne yapacağımı bilemiyorum. Bu nasıl bir tesadüf? Ufuk’a elimle işaret ederek yatak odama gidiyor ve telefonu açıyorum.

“Neden benimle evlenmedin Eda?”

Orhan’ın da telefonu açar açmaz böyle damdan düşer gibi giriş cümleleri yok mu?

“Neden her şeyi bırak, bana gel, demedin?”

Ah! Dökül bakalım. Hiç açıkça konuşulmamış, hiç kimseye resmen açıklanmamış, belki de hiçbir zaman kesin olarak bittiği düşünülmemiş bir ilişkinin transkriptini çıkaralım hadi. Ben neleri söylememişim? Neden söylememişim? Oysa insanları söylediklerinden mesul tutmak gerekmez mi? Ama Orhan, çok pişmiş kepazeliğinin içinde beni suçlamak için mecburen saçmalıyor işte.

“Bu ne yüzsüzlük Orhan. Bak hala, kendi sorumsuzluğunu bana yüklemeye çalışıyorsun. Kendi ikircikliğini, kararsızlığını, pişman olma korkunu benim sana talimat vermememe bağlıyorsun. Benim de kusurum bu işte, ilişkiyi eşitler arası bir etkileşim olarak görüyorum. Bu yüzden sana ‘şunu yap, bunu söyle, buraya gel’ deme hakkını görmedim hiç kendimde. Oysa sen, annen gibi sürekli sana ne yapacağını söyleyecek birini gereksiniyorsun, zira sonradan yaşayacağın muhtemel pişmanlığı da karşındakinin omuzlarına yükleyeceksin. Kusura bakma, senin ben dahil kimseyle aranda gerçek bir bağ olabileceğini düşünmüyorum, senin altın tepside sunduğun bağcıkları da kabul etmiyorum.”

“Bu kadar mı Eda? Seni lisede ilk gördüğüm andan beri sevdiğimi ve hep seveceğimi bilerek bütün söyleyeceğin bu mu?”

“Hoşça kal Orhan” deyip telefonu kapatıyorum. Orhan’ı, bu monologsu konuşmayı, geçmişi düşünmemek için kendimi hemen salona atıyorum. Fakat bu sefer de Ufuk’un telefonu çalıyor. O da tıpkı benim gibi telefonu alıp aceleyle salondan çıkıyor. Hiç olmadı böyle. Tek başınalığı çok sevdiğim halde, tam şimdi birileriyle konuşmaya, başkalarının benimle hiç ilgisi olmayan düşüncelerine ihtiyacım var. Ufuk gelene kadar ablamla konuşayım bari. Arıyorum ama açmıyor. Annemi arıyorum. O da açmıyor. Zaten hep böyle olmaz mı? Of. Oysa Orhan’ı ne zaman arasam… Yooo, hayır, onu düşünmemek içindi zaten bu arayıp taramalar. Dur dur dur. Bir gün durakta Orhan’la otobüs beklerken, yanımda oturan küçük bir kız çocuğu elindeki ıhlamur çiçeğini bana uzatıp…

Nihayet salona geliyor Ufuk, tezgahtan aldığı şarap dolu kadehlerden birini bana verip üçlü koltukta yanıma oturuyor.

“Bil bakalım kim aradı?” diyor.

“Cansu mu?”

Başını iki yana çeviriyor, bilemedim. Bir an gözlerinin tenhalığında el feneriyle yürüyen birini gördüm sanıyorum. Sanki kenarından ışık vermiş bir sorunun hemen kıyısındaymış gibi heyecanla sendeleyen…

“Orhan aradı” diyor.

İçimde, eskiden Orhan’ın ikamet ettiği bütün yerleşim yerleri aniden ayaza kesiyor.

“Canlı yayında görmüş aramıştır” diyorum fütursuz görünmeye çalışarak.

Ama Ufuk durmuyor.

“Yok, ben de öyle sandım ama haberi yokmuş, izlememiş” diyor.

Yutkunuyorum.

“Önümüzdeki ay düğünü varmış, davet etmek için aramış” diyor, “Senin yanında olduğumu öğrenince de selam söyledi.”

İçimde yıllarca Ufuk dahil herkesten sakladığım öteki kadın, Orhan’ın gizli sevgilisi, işte bu cümlenin acı ışığında kıskıvrak yakalanıyor. Kadehimi kaldırıp onu kutluyorum:                

“O zaman bağlara ve bağcıklara içelim Ufuk, hadi şerefe!”

Fotoğraf: Rahşan Küpeli

Yazar
Esra
Çankırı’da doğdum. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite eğitimimi Ankara’da tamamladım. Ankara’yı terk ederek bir süre Fethiye’de yaşadım, şimdi Antalya’dayım. Söylesem inanmayacağınız bir meslek icra ediyorum, hatta bazen keyif de alıyorum. Fotoğraf çekmeyi çok sevmekle birlikte, fotoğrafımın çekilmesinden pek haz almıyorum. Ruh sağlığım hakkındaki şüpheleri pekiştirmek için yazıyorum.

Bunları da beğenebilirsiniz

Bir Cevap Yazın