Haber

Zaven Biberyan’ın özyaşam öyküsü ‘Mahkûmların Şafağı’ raflarda

Zaven Biberyan’ın özyaşam öyküsü Mahkûmların Şafağı , doğumunun 100. yılında Aras Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı.

Tanıtım bülteninden

Karıncaların GünbatımıYalnızlarMeteliksiz Âşıklar romanları nihayet Türkçede de büyük bir heyecanla okunan Zaven Biberyan’ın özyaşamöyküsü, bir yazarın yaşamını ve yaşadığı zamanı en dürüst, en çıplak, en hakiki haliyle yansıtıyor. 1921 doğumlu Biberyan’ın 100. doğum yıldönümünde yayımlanan Mahkûmların Şafağı, Biberyan’ın ömrünün ilk yirmi beş yılına, çocukluğuna, gençliğine, 1930’ların ve 40’ların siyasi ve kültürel ortamına dair eşsiz bir tanıklık. İstanbul’da yaşama dair ayrıntılar ve insanlar, hatta toplumlar arasındaki ilişkilerin tasviri bakımından oldukça zengin olan bu anlatı, yazıyla ve edebiyatla daha çocuk yaşta tanışan Biberyan’ın usta bir yazara dönüşme serüvenini de görünür kılıyor. Türkiyeli bir Ermeni yurttaş olarak maruz kaldığı ayrımcılığın, özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında yıllar süren Nafıa askerliği esnasında çektiği ıstırabın, sonrasında Ermeni ve sol kimlikleri nedeniyle uğradığı kovuşturmaların hayatına, ruhuna nasıl damga vurduğunu ayrıntılarla anlattığı bölümler de, bu acıların Biberyan tarafından nasıl işlenerek edebiyat yoluyla benzersiz birer kara inciye dönüştüğünü düşündürüyor. Mahkûmların Şafağı’nı, edebiyatına hayran olduğumuz yazarımızın iç dünyasına, o çok katmanlı dünyanın kilitli kapılarına açılan bir kılavuz kitap olarak büyük bir sevinçle takdim ediyoruz.

Arka kapaktan

“25 Kasım 1942 – Zorunlu çalışma. Hava soğuk, askerlerin durumu içler acısı. İşim halloldu. Pek yakında, belki de yarın depoda çalışmaya başlayacağım, o zaman acılarım son bulacak. Peki ya diğerleri?”

“27 Kasım 1942 – Rahatım yerinde, ama geceleri ıslak zeminde tir tir titriyor, uyuyamıyorum. 

Bütün acılara katlanılır. Soğuk toprağın üzerine oturmuş, pireler her yanımı yerken, uyku saatlerini mum ışığında tüketmeye çalışıyorum. Elimin altında Kipling var. Ama okumuyorum, çünkü hiçbir şey anlamıyorum, hiçbir şey hissetmiyorum. Sadece ölümcül bir hastalıktan korkuyorum. Zira evet, eve sağ salim dönmem lazım! Üstelik sağlığım bu haldeyken daha iki yıl var! Bronşit beni bitkin düşürdü. A… kulağıma fısıldamıştı: ‘Daha ne kadar acı çekeceksiniz!’ Eh! Ölüm olmasaydı acıların ne önemi var. Eve sağ salim dönmek gerekmese, ölümün başımın üstünde yeri olurdu. Ne var ki… Kendine hâkim olmayı beceren Yorgo’ya imreniyorum.” 

“Haydi, vakit geldi, mumu söndüreyim de şafak sökene kadar titreyeyim. Çocuklar her sabah bu mahkûmların şafağını yaşıyor… Hava karanlıkken uyandırılıyorlar, önce içtima, sonra yola koyuluyorlar… Hiç ısıtmayan ateşler yakıyorlar.”

Yazar
Dinozor Haber
Dinozor'un gözünden kültür, sanat ve edebiyat alanındaki güncel haberlerin editörü.

Bunları da beğenebilirsiniz

Bir Cevap Yazın