Öykü

İsim

“Ben gideyim artık” diyerek ayağa kalkıyorum.

“Gidemezsin” derken gülümsüyor Gökhan ve kalkıp pencereden dışarıyı gösteriyor, “Ben bile zor geldim. Kar yolları kapattı baksana.”

Olamaz. İki gündür uykusuzum, bu gece sevgilimin koynunda, uzun uzun uyurum diye umuyordum.

“Bu kanepe çok rahat merak etme” diyor.

Biliyorum. Daha önce de uyudum. Ama yarın Gökhan erkenden…

“İşe gidişimi duymazsın salonun kapısını kapatırsak. Ben çocukları uyandırıp servise bindiririm.”

İyi madem. Yarın çalışmıyorum, erken kalkmak istemem.

“Uyumadan önce birer kupa ev yapımı sıcak şarap içelim mi?” derken gülümsüyor, nasıl da sevimli. Reddetmek ne mümkün?

Çevremdeki herkes, bana soru sorar gibi yapacak kadar naziktir. Benim buraya gelmemi isterken Nihal de soru cümlesi kurmuştu: “Ben de seni arayacaktım bir tanem, ablamın doğumuna İstanbul’a gidiyorum. Akşam Gökhan işten geç çıkacakmış, ikizleri servisten sen alır mısın?” “Olmaz canım, bu gece sevgilimde kalacağım, çocukları alamam”, diyemem ki. “Ben seni niye aradım, sen bana ne söylüyorsun”, hiç diyemem.

Neyse ki sevgilim benim gibi ağırlık yapmaz kendine, ne düşündüğünü açıkça söyler, üstelik kimse de gücenmez nasıl oluyorsa. O da kimseye darılmaz, arayıp ona geç geleceğimi söylediğimde, “yine hayır diyemedin değil mi?” dedi gülerek ve öpücükleyerek kapattı telefonu. Ben de kendime gülüyorum sürekli gizli gizli. Bir plan yaptım ya, illa ki olmayacak. Gökhan gelince hemen çıkacaktım güya, şimdi birlikte şarap içeceğiz. Bu da yetmezmiş gibi sevgilimle geçireceğim geceyi burada heba edeceğim. En iyisi haber vereyim burada mahsur kaldığımı. Telefonu elime alınca mesajını görüyorum: “Sevgili ‘hayır’sızım’, sakın bu karda buzda yollara düşme, ortalık çok fena. Yarın uyanınca gelirsin, birlikte kahvaltı yaparız”. Ansızın içim ısınıyor, oysa az önce içimde nereye düşeceğini bilmediğim donmuş sarkıtlar vardı. Çünkü yapmak istediklerimden mahrum kalınca çok kızıyorum, “öfkenin altında üzüntü var aslında”, der sevgilim; yerimde duramıyorum, “anlatsan sakinleşeceksin aslında”, der. Ama ben sonuna kadar susmaktan yanayım çünkü kelimelerim çok dikenli. İnsanlardan tek beklentim, zaten yapmamaları gerekenleri yapmamaları, yalan söylemeyecekler, başkalarının dedikodusunu yapmayacaklar, velhasıl numara yapmayacak, nasıllarsa öyle olacaklar… “Her ne istiyorsan ya da istemiyorsan açıkça söylemelisin” der sevgilim, “insanları kırma korkun donmuş bir göl gibi, bu buz tabakasının altındaki suda dönenip duruyor sustukların, eğer üstünde çok tepinirlerse an gelir o buz kırılır, sonra düşüp…”

“Eee” diyor Gökhan mutfaktan getirdiği kupayı bana uzatırken, “yeni biri varmış, hiç bahsetmedin.”

Şaraptan aldığım ilk yudum yutağımdan aşağıya inerken, daha önce susup yuttuklarım boğazıma doğru yükseliyor.

“Nerde tanıştınız?”

“Kahvaltıda” diyorum.

İşyerinin düzenlediği kahvaltıda, Nihal’le tabaklarımızı masaya taşırken yanımızdan geçmişti. Bir an bakışmıştık ama ben gözlerimi kaçırmıştım. Gözleri yeşil dökümlü, saçları kısa ve kızıldı. Nihal de onu fark etmiş ve bana sormuştu: “Yanımızdan geçen

clomid rezeptfrei kaufen

, kadın mıydı yoksa erkek mi?”

“Bir değişikmiş, değil mi?” dediğini duyuyorum Gökhan’ın.

Kahkahalarım aniden konfeti gibi etrafa saçılıyor. ‘Bir değişik’. Hadi bakalım, insanlar hakkında yargıda bulunma hakkın ve yetkin varmış gibi konuş Gökhan. Kendine hiç bakmadan, kim olduğunu bilmeden ve merak etmeden, içinin karanlık odalarına tıkıp bir daha hiç dönüp bakmadığın düşüncelerinle katranlaşan cümlelerini kus. Nasılsa ben sus pus, kendisine sorulan tüm sorulara “şimdi bunu ne hakla sordu?” diye düşünmeden cevap veren biriyim.  Misal sevgilim kadınsa, kimin aktif kimin pasif olduğunu bile öğrenip, içki masalarında arkadaşlarına anlatabilirsin. Kendinden bahsedecek değilsin ya. Pardon, kendinden bahsedersin tabii, karını nasıl yıllardır aldattığını, eve geç gitmek için ne bahaneler uydurduğunu, otellere gitmek yerine günlük kiralık yerleri tercih ettiğini… Nihal’e kaç kere kocasından hiç hazzetmediğimi söylemeye çalıştım, olmadı. Görmüyor musun, Gökhan, erkek arkadaşlarının sevgililerine ve sevgililerinin kız arkadaşlarına askıntı olan zibidinin teki, mi deseydim açıkça. Bilemiyorum. İki gecemi solucanlar gibi kıvrıla kıvrıla uykusuz geçirdikten sonra Nihal’i bu sabah aramaya cesaret etmiştim. Ne oldu? Akşam kendimi burada buldum. Nihal’i de anlayamıyorum bazen. Bir kadın hem zeki, akıllı ve sezgili, hem de kocasından bu kadar bihaber olabilir mi? Aferin bana. Ne hakkım var şimdi Nihal’i yargılamaya? Az önce Gökhan için açtığım kuyuya düştüm işte. Kimseyi yargılamaya hakkım yok. Herkes kendi çöplüğünde altın.

“İsmi ne?” diyor Gökhan.

Öyle bir ismin var ki, demiştim sevgilime, cinsiyetsizliğini perçinliyor.

“Bugün ne oldu biliyor musun?” diyorum Gökhan’a kupamı masaya koyarken. “Çocuklar balon istediler servisten iner inmez. Biliyorsun her gelişimde alırdım, ama bugün aceleyle gelince unutmuşum. Onları yolun yukarısındaki markete götürdüm. Aldıklarımızın barkodunu okuturken kasiyer, ‘çok tatlı çocuklar’ dedi, ‘isimleri ne?’ Kendilerine sorun, dedim. Sordu ama çocuklar cevap vermedi. Aaa, isimlerini unutmuşlar bunlar, dedi gülerek. Ben de, hayır, dedim, sadece söylemek istemiyorlar.”

Şaşkınlığı fark edilmesin diye yayık yayık sırıtıyor Gökhan,

“Anladım, sevgilin de adını söylemek istemiyor” diyor.

“Hayır” diyorum elinden şarabı bitmemiş kupasını alıp masaya koyarken. “Kedinin ölümü meraktan olurmuş, Gökhan. Nasıl ki ben sana geçen gün jinekologda eşlik ettiğin kadının ismini sormuyorum, sen de bana sorma.”

Gökhan’ın bedeni ayaklarından çivilenmiş gibi sabit ama sırıtışı, aniden erimeye başlayan yüzünden damla damla düşüyor. Olacağı buydu. Çok tepindi içimdeki donmuş gölün üstünde, buz kırıldı ve Gökhan düşüverdi işte. Galiba yüzme bilmiyor, ama çırpınışlarına tanıklık edemeyeceğim şimdi. Kanepeye oturup telefonumu elime alıyorum.

“Uykum geldi” diyorum, “lütfen çıkarken kapıyı kapat.”

Fotoğraf: Bahadır Eren

Yazar
Esra
Çankırı’da doğdum. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite eğitimimi Ankara’da tamamladım. Ankara’yı terk ederek bir süre Fethiye’de yaşadım, şimdi Antalya’dayım. Söylesem inanmayacağınız bir meslek icra ediyorum, hatta bazen keyif de alıyorum. Fotoğraf çekmeyi çok sevmekle birlikte, fotoğrafımın çekilmesinden pek haz almıyorum. Ruh sağlığım hakkındaki şüpheleri pekiştirmek için yazıyorum.

Bunları da beğenebilirsiniz

Bir Cevap Yazın