Öykü

Kapı

Göz kapaklarımı çengelli iğneyle kaşıma tuttursam mı? Yoksa açık tutmak mümkünsüz. Oysa Tato beni bekliyor, acele çıkmam lazım.

Gece nöbetteydim. Eve gelince ılık bir duş alıp geceliğimi giydim, odayı karartan perdeleri çekip yatağa yattım, gözlerimi kapattım. Tam o rüyamsı görüntülerin içine giriyor, uykunun o enfes bahçesinden içeri adım atıyordum ki, telefon çaldı. Çaaat uykunun güzelim kapısı yüzüme kapandı. Hay telefonun sesini açık unutan kafama yüz bin kunduz! Arayan Tato’ydu,

“Funda, akşam onur haftası kutlamasına gidiyoruz birlikte, başka plan yapma sakın!”

“Gelemem Tato, nöbetten çıktım, çok yorgunum” dedim.

“Yaaa, sen gelmezsen ben de gidemem.”

Gidemezdi. Bir tek ben vardım iç evinin kapılarını ardına dek açtığı, yanında sözcükleri ayıklamadığı, hislerini sislemek zorunda kalmadığı.

“Tamam Tato, gidelim” dedim mecbur.

Nasıl sevindi, sesi rengârenk bir kanat çırpıştı sanki. Geçen yaz beni boğaza nazır salaş bir lokantada yemeğe götürdüğünde de böyle sevinmişti. İki şarabı devirdiğimiz halde konuşmayınca dayanamamıştım.

“Tato bak beş saat oldu oturuyoruz, hala beni niye çağırdığını söylemedin. Kıvranıp duruyorsun. Söylesene oğlum, top musun nesin?” demiştim kahkaha atarken. Lakin yüzünü görünce kahkahalarım boğazıma dizilivermişti. Geçmişte bir sürü kız arkadaşı olduğu için hiç ihtimal vermemiştim. Sonra çok özür dilemiştim ayrımcı ayrımcı konuşarak onu bilmeden kırdığım için. Ama büyütecek ne vardı? Neden bu kadar çekinmişti benden? Sonuçta ben onunla sevişmeyi filan düşünmüyordum, bana neydi onun cinsel yöneliminden. Böyle söyleyince kalkıp sımsıkı sarılmıştı bana. Ana sınıfından arkadaşım Tato’ya ilk defa bu kadar yakın olduğumu düşünmüştüm.

Şimdi de Tato ‘cenazeye gider gibi giyinmişsin yine’ demesin diye çiçekli böcekli bir şeyler arıyorum dolapta. Haklı galiba. Niye hep koyu koyu bu giysiler? Ben de yaş aldıkça renkleneceğim demek ki. Neyse, dolabın karanlık köşelerinden buz rengi bir kot buluyorum. Üstüne de çiçekli bir gömlek, tamam. Ruj sürmezsem Tato kendi dudaklarına en kırmızısını sürüp beni şapur şupur öpecekmiş, korkumdan sürüyorum. Bez çantamı kapının kulpuna asıyorum dışarı çıkıp ayakkabılarımı giyerken. Ama kapı aniden çaaat rüzgarla kapanıyor. Bez çanta tam ortasından kapıya sıkışmış, anahtar da kapının diğer tarafında kalmış, eyvah. Cüzdanım bu tarafta. Kredi kartını çıkarıp kendi kapımı bir hırsız gibi açmaya çalışıyorum. Tam o sırada karşı komşunun kapısı açılıyor, şansa bak! Durumu anlatınca alt kattaki balkondan benim eve tırmanabileceğini söylüyor komşunun oğlu. Zaten benim oradaki panjur bozuk, pencereler de açık. Lakin oradan benim yatak odama çıkar ki bütün iç çamaşırlarım ortalıkta. Kuruyan çamaşırları toplayıp hemen yerine koymazsam böyle olur işte. Biraz annemin kızı olsaydım, nerdeee. İç çamaşırları diğerlerinin altına asar annem, ki kimse görmesin. Görürlerse bizim cinsel organlarımızı filan düşünür insanlar, ne ayıp. Yoksa asla akıllarına gelmez. Kendi utancımı gizlemek için annemle dalga geçiyorum belli ki.

Komşunun oğluyla apartman görevlisinden büyük merdiveni ödünç alıyoruz. Alt komşu da evde neyse ki, durumu anlatıp balkonuna konuşlanıyoruz. Merdivene tırmanıyorum ama pencereye yetişemiyorum. Alt komşu ile karşı komşunun oğlu merdiveni biraz havaya kaldırıyorlar. Bir parça yükseklik korkum olduğu halde, panjuru açıp bedenimin üstünü içeri sarkıtmayı başarıyorum. Aşağıdakiler de merdiveni çekiyorlar. Fakat panjur bozuk olduğu için üstüme kapanıveriyor. Hay bin kunduz! Kendi penceremde bir hırsız gibi asılı kalıyorum. Komşunun oğlu benim iç çamaşırlarımı görmesin diye uğraşırken kıçımı bütün sokağa gösteriyorum ya, aferin bana. Tabii böyle düşününce gülme krizim tutuyor. Gülerken de ayaklarımı çırptığım için aşağıdaki bir sürü insan çığlık atıyor. Böylece havada asılı kalmış kıçımı sokaktan geçen herkes görmüş oluyor. Kahkahaların arasında panjuru açmayı ve bedenimin tümünü içeri atmayı başarıyorum. Hemen ayakkabılarımı çıkarıyorum. Koşarak kapıya gidiyorum çünkü telefonum çalıyor. Meğer telefonum da anahtarla birlikte bu tarafta kalmış. Arayan Tato:

“Nerde kaldın Funda? Çabuk ol, mekânın kapılarını kapatacaklar birazdan.”

Fotoğraf: Alper Habip

Yazar
Esra
Çankırı’da doğdum. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite eğitimimi Ankara’da tamamladım. Ankara’yı terk ederek bir süre Fethiye’de yaşadım, şimdi Antalya’dayım. Söylesem inanmayacağınız bir meslek icra ediyorum, hatta bazen keyif de alıyorum. Fotoğraf çekmeyi çok sevmekle birlikte, fotoğrafımın çekilmesinden pek haz almıyorum. Ruh sağlığım hakkındaki şüpheleri pekiştirmek için yazıyorum.

Bunları da beğenebilirsiniz

Bir Cevap Yazın