16 Şubat Pazartesi, 2026

Esen Kunt’un gözünden 2020

Share

2020 yılında neler okudunuz?

2020 yılında okuduklarımı çeşitli kategoriler eşliğinde  kuramsal olarak İngilizce olarak çıkan  ve bazı kült metinleri  ilgi alanım doğrultusunda okumaya çalıştım. Bunlardan özellikle aklımda kalanlar , Guy Debord, Asgern Jorn “Memoirs”, Derek Attridge “The Singularity of  Literature,. Jacques Derrida “The Postcard”, Weigel, Sigrid.(2005) Body and Image Space Re-reading  Walter Benjamin, Katharina Piechocki’nin Türkçede henüz yayınlanmayan “Cartografhic Humanism”, özellikle çağdaş sanat, fotoğraf ve performans sanatlarıa diar okuduğum çarpıcı metinler ise, Dada ve Merz üzerine özellikle zihnimi çok açan  Kurt Schwitters, “Aby Warbur, Marina Abromoviç “Walking Throug The Wall, Türkçesi de Everest yayınlarından “Duvarlardan Geçmek” İsmiyle yayınlanmıştı. “The Cinema of Agnes Varda”, Patti Smith üzerine yazılan “ Çünkü Gece”.

Yort yayınlarından çıkan “Yeni Materyalizm” Brian Massumi, “Hayvanların Politika Hakkında Bize Öğrettikleri”, SubPress’ten “Antonin Artaud” antolojisi,. Rancier’in Mallerme üzerine yazdığı performatif sayılabilecek bir metin  “Kelimelerin Mekanı’nda” en son okuduklarımdan hareket edersem,  Gilles Deleuze ve Carmeno Bene’nin Bindirmeler metni,  Sevgili Deniz Gündoğan ve Sema Kaygusuz’un derledikleri ve alanındaki önemli bir boşluğu dolduran Gaflet Türk Edebiyatının Cinsiyetçi Sinir Uçları, Norse Bile’nin Beat Hotel.

Başucu okumaları olarak nitelediğim ve takıntılı olarak dönüp dönüp okuduğum neredeyse sayfalarında ikamet ettiğim metinlere gelince; Sevim Burak Afrika Dansı, Walter Benjamin 1900’ların Başında Berlin’de Çocukluk, Chris Marker La Jetee senaryosu, Ester Lesli’nin  Tekerlekler, Makinalar, Melekler ve kurmaca alanında zihnimi en çok açan metinlerden başlıcalarını sıralayacak olursam Valeria Luiselli Kayıp Çocuk Arşivi, Paul Klee’nin sanırım Türkçe’de ilk kez yayınlanan Anlaşılamam Bu Dünyada Asla şiirleri, Cem İleri’nin deneysel metni Türkçe’de çok avanagard bir çalışma olan  Norgunk Yayınlarından çıkan E, Ev,  Sevgili İrem Uzunhasanoğlu’nun  romanı Evvel Bahar,  Mehmet Erte Bakışın Kirlettiği Ayna, Pascal Quignard Adı Dilimin Ucunda, Witold Gombrowich Kronos, ve yine Gombrowiç’ten Ferdydurke Tom McCarthy, Jaguar Kitap’tan çıkan  Boşluktakiler. Kartografik edebiyat bağlamında çok değerli bir eser olan ve buraya dahil etmediğim zihnimde iz bırakmış çok değerli metinler.

Pandemi süreci hayatınızı ve çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

Pandemi sürecinde belki de  Gilles Deleuze’un  Kritik ve Klinik metninde öngördüğü durumlarla karşılaştık,  sanat istenci yaşamımızın merkezini kuşattı, bir salgın uzamının içine adeta fırlatıldık, dolayısıyla hepimiz farklı tepkiler gösterdik. Issızlaşan ve belki de biraz tekinsizleşen bir yeryüzü mekanıyla ve zamanıyla karşı karşıya kaldık. Hegel’in Minerva Baykuşunun uçuşunu yaptığını ve alacakaranlıkla gündüz arasında bir ara bölgede olmanın tekinsizliği bence hem beden hem de zihnimiz üzerinde görünmeyen bir zar katmanı oluşturdu. Bununla başa çıkabilmek adına biraz da normal tempomun çok daha üzerinde çalıştım. Zaten akademik olarak çalışırken kendimi belirli periyodlarla mekan ve zamanlardan yalıtabilme olanaklarım zorunlu koşullar nedeniyle daha da güçlendi ve çoğullaştı. Sanırım bu dönemin en güçlü karakteri olarak zoom’u  söyleyebilirim. Zoom’un yarattığı dijital heterotopyaları sonuna kadar kullanıyoruz.  Yeni bir topografik düşünme biçimi oluşmaya başlıyor. Fatih Börekçi ile Medyascope TV’de zoom üzerinden hazırlayıp sunduğumuz “Harikalar Odası”nı söyleyebilirim bu bağlamda. Bu süreçteki yalnızlığımızla başa çıkabilmemizi sağladı… Elbette pandeminin sonuçları içinde romantik bir doğa kültür çatışması olduğunu söylemek istemem ama, çevremiz, yerküre, bitkiler ve hayvanlar, beslenme biçimlerimiz, düşünme, yaşam,  retinal hazlarımız, hatta sesle girdiğimiz ilişki  biçimlerimiz kesinlikle kabuk değiştirdi Bunun özellikle sanatta farklı formlarda uzun vadede  karşımıza çıkacağını düşünüyorum, mekan üzerine olan çalışmalar artacak, En zorlandığım kısım sevdiğim dostlarımdan ve mekanlardan mahrum kalmak oldu. Çünkü gündelik hayatımda pandemiden önce mekan kurucu sezgisel bir hal olan yürümek  benim için  yaşam ve  düşünme  biçimimi başat olarak  şekillendirirdi. Böylece mekanın yaşamımızdaki yeri, “yerin bir ruhu” olduğuna inananlardanım, hem duygusal hem de üzerine çalıştığım bir mesele olarak daha da derinleştiğim bir şeye dönüştü… Mesela kartografik imajlar bu süreçte hummalı bir biçimde üzerine çalışıyorum kavramın her gün gelişip farklı biçimler alması gerçekten heyecan verici.

2021 yılı için çalışma planınızda neler var, yeni bir kitap ya da farklı bir proje?

Yurtdışı projeleri ve kolektif çalışmalar ağırlıkta olacak gibi gözüküyor; doktora tezimin bitmesiyle birlikte ilk romanıma odaklanacağım. Bunun yanında romanımı da destekleyecek performatif edebiyat olarak derinleştireceğim ve teorik zemini üzerine uzun zamandır kafa yorduğum şeyleri  hatta neredeyse romanın çeşitli bölümlerinden doğan yıl içine yayılacak  İstanbul Deleuze Studies ve çeşitli işbirlikleriyle gerçekleştireceğimiz  performans, video yerleştirme çalışmaları üzerine düşünüyor, kapsamlı notlar alıyorum. Bütün bu saydıklarım sanırım 2021 yılı boyunca beni oldukça meşgul edecek.

Diğer Yazılar

Benzer Yazılar