14 Şubat Cumartesi, 2026

Şair Orhan Veli – Son Yaprak 4

Share

Ortaya atılan her gerçek sanatkarda kendisinden önce gelmiş olanlara benzememek, onlardan “başka” olmak isteği vardı. Kişilik bunu gerektirir. Orhan Veli için de böyle oldu.

1936 yılında Varlık Dergisinde ilk yayınlandığı vezinli kafiyeli şiirlerle isterse bu yolda ustalaşabilir bir şair olduğunu bize kabul ettirdikten sonra, ama ben bu değilim, gerçek şiir bu değildir edasiyle[1], yine aynı dergide, şeklinden muhtevasına kadar her şeyiyle bir çoklarını şaşırtan yepyeni şiirler yayınladı. Vezinli kafiyeli şiirlerinde hece vezninin inceliklerini az çok bilen ve daha ziyade lirizme meyil eden bir virtuose olarak tanıdığımız Orhan Veli, “Robenson, insanlar, bayram… ilah” gibi yeni şiirlerinde, şiir sanatının o zamana kadar bellenmiş kurallarından hiç haberi olmayan, şuur altı sayıklamalarını olduğu gibi kağıda döken bir çocuk şair hüviyetiyle karşımıza çıkıyordu. İnsan bu şiirleri okurken bir çocuk bahçesinde geziyormuş gibi günlük tasalarından, büyük ve terletici meselelerinden sıyrılarak çember çevirdiği o güzelim günlerde sanıyordu kendini. Okuyucuda böyle bir vehim yaratmak bir şair için az başarı değildir. Aynı zamanda bu şiirlerde okuyucuya dilini çıkaran muzip bir çocuk edası vardı. İşte bu alay eder gibi şiir yazmak, şairin bu davranışı, şiiri vezin doldurmaktan ibaret sanan ve gerçek şiir faaliyetinden haberi olmayan aruz ve hece softalarını çileden çıkardı. Mizah dergilerinde Orhan’ı tefe aldılar. Ama ne oldu? Orhan Veli adında yeni bir şair türediğini duymayan kalmadı. Öyle sanıyorum ki Orhan’ın istediği biraz da buydu. Orhan’ın bu yıkıcılık hareketinde yapıcılık tarafını da müjdeleyen unsurlar Nurullah Ataç gibi bir şiir kurdunun gözünden kaçmadı. Ataç, vezin ve kafiyeye olduğu kadar şairaneye, süslü söze karşı da amansız bir savaş açan ve bir çırpıda söylenivermiş intibaını uyandıran bu üç beş mısralık şiirlerdeki tazeliği ve güzelliği makalelerinde anlata anlata bitiremezken, şairimiz boş durmuyor, kendi kendine öğrendiği Fransızcasiyle Fransız şiirini başlangıcından en son gelişmelerine kadar takip ediyor, kendi şiirine sağlam temeller bulmağa çalışıyor, kıvamına gelmiş bir şiir sarhoşluğu içinde, “sevdaya mı tutuldum, ne kadar güzel, kitabesi sevgi mezar, güzel havalar, illusion” gibi esaslı şiirlerini yazıyordu.  Şiir dilini konuştuğumuz dilden ayrı tutmayan Orhan Veli, halk deyimlerinde ki güzelliği sezerek onlardan da faydalanmağı ihmal etmemiş, şiirini ilgi ve dikkatle okumasını bilen herkesin tadacağı bir sadeliğe yükseltmişti. “Söz” şiiri bu yolda ki çalışmalarının belki de en başarılı örneklerinden biridir. Sevdiğini muhallebiciye çağıran şairin toplum kurallarını hiçe sayışını bu kadar güzel söyleyen bir başka şey bilmiyorum. Ya o “Cımbızlı şiir?” Firenklerin Peternel Feminin dediği kadın milletini beş minnacık mısrada anlatmak değme şaire nasip olmaz. Orhan tarzı icabı olacak, böyle reccourci şiirleri daha iyi kıvırıyordu. Orhan’ın bu kendi kendini buluşunda zamanımızda pek az şairde rastladığımız şiir zekası büyük bir rol oynamıştır. Orhan Veli , ünlü Fransız şiir eleştirmecisi Jean Cassou’nun “Şiir ne yapabilir demek insan oğlu ne yapabilir demeğe gelir” sözünü benimsemiş şairlerdendi.

Şiiri bir Violon d’Ingres kabul edemezdi; şiir söylemek için doğduğunu, yeryüzünde ki işinin şiir söylemek olduğunu biliyor, şiirden insanlığın adeta saadetini bekliyordu. Bu sebepledir ki Orhan, şiir şundan bahsetmeli, bundan bahsetmeli yolundaki maksatlı, kifayetsiz, sakat görüşlere kavuk sallamıyarak, insan oğlunun karşısına dikiliyor, onu ayağında ki nasırından gönlündeki daha mükemmel bir insanlık hasretine kadar her tarafiyle kucaklamak istiyor, ona ait hiçbir meseleye yabancı kalmıyor, konular arasında hiçbir hierarchie kurmadan hepsine eşit muamele ederek onlarda görebildiği şiir unsurunu yakalamağa çalışıyor, içinde yaşadığı topluma ancak bu şekilde hizmet edebileceği inanciyle, salatadan, aşktan, şoförün karısından, baş ağrısından, gölgesinden, harbe giden çocuktan, vesikalı yârinden, insanlardan, hürriyetten, altındağ mahallesinden, rakı şişesinde ki balıktan, Erol’un kedisinden teneffüs eder gibi bir tabiilik ve rahatlıkla bahs edebiliyordu. Biraz yukarda sözünü ettiğim şiir zekasının Orhan’a burada da çok faydası dokunmuştur. Bu şiir zekası olmasaydı, Orhan da günümüzün bir çok şairleri gibi toplumun dertlerinden bahsederken her hangi bir parti adına seçim propağandası yapan yazarın laf kalabalığına düşmekten kurtulamazdı. Fakat ve bereket versin Orhan, neden bahsederse etsin, şiir yazdığını, şair olduğunu asla unutmuyor, dünyaya, insanlara ve insanlar arasındaki çapraşık münasebetlere ve bu münasebetlerden doğan kanlı bıçaklı kavgalara yani uykularımızı kaçıran meselelere bir sosyoloğ, bir ekonomist, bir terbiyeci, bir psikoloğ gözüyle değil, daha kavrayıcı, daha derinlere inmesini bilen bir gözle, bir şair göziyle bakmak cesaretini elden bırakmıyordu. Varlık yayınları arasında çıkan “bütün şiirleri”ni bu muhabbetli, şuurlu, vicdanlı şair bakışına borçluyuz. Evet Orhan Veli, Ataç’ın dediği gibi, şiir alanını genişletenlerden biridir bugünkü şiirimizin böyle rahat bir nefes almasında, adeta bünyesinin gerektirdiği rahatlığa kavuşmasında Orhan Veli’nin hizmeti asla unutulmayacaktır. Ne mutlu ona ki otuz altı yılını boşuna harcamadı, şairlik haysiyetine toz kondurmadan yaşadı, namuslu ve büyük bir iş gördü.  Bir her biri Türkçenin bir bayramı olan katıksız, pırıl pırıl şiirler bıraktı. Hakkıdır, Urmelihisarındaki kabrinde, biz yaşayanlara haram olan bir uyku uyuyabilir. 

Cahit Sıtkı Tarancı

***

Yaprak Dergisi’nin Son Yaprak adıyla çıkan son sayısından alınmış, Gonca Atalay tarafından metne aktarılmıştır.

***

Yazı dizisinin ilk makalesi olan Son Yaprak’ta yayımlanan Oktay Rıfat’ın yazısını okumak için tıklayınız.

Yazı dizisinin ikinci makalesi olan Son Yaprak’ta yayımlanan Melih Cevdet’in yazısını okumak için tıklayınız.

Yazı dizisinin üçüncü makalesi olan ve Son Yaprak’ta yayımlanan Abidin Dino’nun yazısını okumak için tıklayınız.


[1] Orijinal metin aynen korunmuştur.

Diğer Yazılar

Benzer Yazılar