Kitap

Dut Ağacındaki Hayalet

Hepimizin çocukluğunda köye dair anlatacak hikâyesi ya da hikâyeleri vardır. Okullar tatil olup, yaz geldiğinde koşa koşa dedemizin ve babannemizin yanına gideriz. Kuzenler de geldi mi tam tatil olur. Süt, peynir, yumurta, hayvanlar, meyva ağaçlar, salıncak, saklambaç… Ali, Çakıl, Sürmeli, dut ağacı ve ateşböcekleri. Üstüne bir de cesaret ve merak! Özge Bahar Sunar’ın yazdığı, resimlerini Eren Caner Polat’ın çizdiği, Masal Perest Yayınları’ndan çıkan Dut Ağacındaki Hayalet tam da böyle bir hikâyeyi anlatıyor.

Derya bir bilim insanı. Kendisiyle yapılan bir röportajda sorulan soru ile yıllar önceki çocukluğunu hatırlıyor ve başlıyor anlatmaya. Derya, kardeşi Ali ve Ankara’da yaşayan üç kuzeniyle birlikte, her yaz olduğu gibi babannelerinin köyüne gidiyorlar. Tüm yazı keyifle köyde geçiriyorlar. Evdeki büyükler günlük işlerle uğraşırken, onlar köyde yapabileceklerinin hepsini yapıyorlar. Kitap okumaktan tutun da keşfe çıkmaya kadar.

Derya daha çok kuzenleri ile birlikte oynarken, beş yaşındaki kardeşi Ali, çoğu zamanını bahçenin en ucundaki dut ağacının dalına kurduğu çarşaftan çadırda geçirmeyi tercih ediyor. Ali dut ağacına kurduğu çadırda kitap okurken, dedesinin köpeği Çakıl da ona  eşilk etmekte, dut ağacının altına kıvrılıp Ali’yi beklemektedir.

Tuhaftı; Çakıl, Ali’yi yalnız bırakmıştı. Dedem her tarafı aradı ama Çakıl’ı göremedi, seslendi ama gelen giden olmadı. Epey sonra dut ağacının köşesine kıvrılmış bulduk Çakıl’ı. Öyle bitkin görünüyordu ki, ayağa bile kalkamadı. Dedem köpeğin gözlerini aşağı çekip dikkatlice inceledi, elini kalbinin üzerine koyup biraz dinledi. Çakıl’a sıkıca sarılıp onu öperken gözleri hüzünlüydü. Sonra herkesi yanına çağırdı ve sakince anlatmaya başladı. Söyledikleri gün gibi aklımda:

“Sevgili torunlarım, siz de biliyorsunuz ki Çakıl çok akıllı, uslu ve sadık bir köpektir. Elimizde doğdu, annesinden bize yadigârdır. Beraber çok mutlu günler yaşadık, bizi hiç üzmediği gibi birçok işimizde de hep yanımızda oldu. Ama doğanın kanunu belli; yenilerin doğması için eskilerin ölmesi gerekir. Çakıl’ın zamanı doldu, bu geceyi çıkaramaz. Ona veda edin. Yarın sabah bir daha onu göremeyebiliriz…”

Günlerden bir gün Çakıl ortadan kaybolur ve Ali’yi yalnız bırakır. Dede sonunda Çakıl’ı dut ağacının altında bitkin bir şekilde kıvrılmış bir yatarken  bulur. Dede köpeğin gözlerini inceler, kalbini dinler ancak Çakıl’ın durumu hiç iyi değildir. Dedenin torunlarına açıklamasından sonra çocuklar Çakıl ile vedalaşırlar.

Yazar ölümü ve yaşam döngüsünü o kadar güzel anlatmış ki birilerinin doğması için eskilerin ölmesi gerekir.

Babannesi ve dede Çakıl’ı dut ağacının altına gömerler. Evde Çakıl ile ilgili akılda kalan anılar anlatılır. Bir gece Çakıl’ın dut ağacının altında yer alan mezarından etrafa bir ışık demeti yükselir. Tüm kuzenler bu durumdan çok korkarlar ancak o ışığın ne olduğunu da çok merak ederler. Çakıl ve dut ağacı Ali’nin en sevdiği şeyler olduğundan cesaretlenir ve ışık demetinin kaynağını bulmak için harekete geçer.  Ölüm, ayrılık, vedalaşma, dostluk, merak ve cesaret gibi pek çok konunun ele alındığı kitabın sonunu merak ediyorsanız Dut Ağacındaki Hayaleti okuyun derim.

Derya’nın dünyasının değişmesinin ve bilinmeyeni ortaya çıkarmasının nedeni Ali’nin merakı ve cesaretidir.

İlk kitabı 2017 yılında yayımlanan Özge Bahar Sunar, Dokuz Eylül Üniversitesi Bilgisayar Öğretmenliği bölümü mezunudur. Kitapları Fransızca, İspanyolca, Katalanca, Korece, Çince, Arapça ve Moğalcaya çevrilen yazarın, Senede Bir Gün Dükkanı, Saç Terzisi, Bisiklet Ustası, Kirpi ve Sergi, Yağmur Adam ve En Güzel Dans, Anneannemin Fotoğrafları diğer kitapları arasında yer almaktadır.

Küçük bir çocuğun yetişkinler üzerinde yarattığı değişimi konu alan Dut Ağacındaki Hayalet, okuyucuya “Cesaretin kaynağı nedir?” sorusunu sorduruyor.

Yazar
Kemal Altunboğa
Okul öncesi öğretmeni. Çocuk hakları, resimli çocuk kitapları ve oyun üzerine çalışıyor. Oyun Her Yerde adlı grupta ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Çocuk Komisyonu'nda gönüllü çalışıyor.

Bunları da beğenebilirsiniz

Bir Cevap Yazın