Makale, Türkiye'de Roman Var Mı?

Hasan İzzettin Dinamo’nun Türk Romanı üzerine düşünceleri

Türk edebiyatında, hiçbir şey yapamamış ya da Türk roma­nımı sekter yönlere sürmüş olanlara sorarsanız Türk edebiyatın­da roman yoktur. Ya da o romanlardan ötesi hiçtir. Benim Kutsal İsyan’a şimdiye dek hiç kimse roman demek yürekliliğini gös­teremedi. Bence o, bir kütle romanıydı. Rahmetli Tahir Alangu, romanın sınırlarını öyle geniş tutuyordu ki, Evliya Çelebi’nin ge­zi ciltleri bile onca roman türüne ulaşmış bir çabaydı. Bir bireyin, bir ailenin, bir kütlenin romanı vardır: Kutsal İsyan gibi.

Yaşar Kemal’in, Fakir Baykurt’un, Talip Apaydın’ın, Necati Cumalı’nın, Samim Kocagöz’ün yazdığı kitaplara hiç kimse roman değildir diyemez. Günün birinde birisi bir otel odasındaki bir küçük burjuvanın kendisini öldürmesini yazar, kıyametler kopar. Büyük roman mı yazılmıştır, hayır. Kendisinden umut kesilmiş eski bir yetenek bir cevher yumurtlamıştır. Gerisi de yoktur. Kemal Tahir, hiçbir yazara pul vermeyen bir yola gir­miştir. Ters ters konuştuğundan dolayı da bir cevher yumurtla­dığı sanılmıştır. Çoğunun hoşuna gitmiştir. Doğrulan çiğnemiş­tir, gerçekleri görmezden gelmiştir. Attila İlhan, en Avrupai ro­man üslubuna yaklaşan sanatçı, … şair yanı ağır bastığından birçokları gibi bu ikinci niteliğiyle tanınmaktadır. Ölmeden önce edebiyatımızda böyle açık seçik bir Orhan Kemal yoktu. Açlığın kapısındaydı. Ölüm, yetenekleri elinden tutup ölümsüzlüğe götürüyor. Bilmem, ayrımında mısınız? Ortada kocaman bir Erol Toy var. Kuzgunlar ve Leşler adlı yapıtını okudum bitirdim. Os­manlı tarihinin Kanuni’ye rastlayan günlerinde bugünün gözlük­leriyle gezip dolaşmış. Acaba çoktan beri Fransa’da yaşayan Ke­mal Bilbaşar’ın Kafkasya Çerkeslerinin tarihlerini kurcalayan, Osmanlı tarihiyle olan ilişkilerini çok güzel koskoca bir roman olarak yazan Kölelik Dönemi’ni okudunuz mu? “Son günlerde Fatma İrfan Serhan’ın yayımladığı Marziye, bir kadının yazabilece­ği en güzel yapıttır. Roman, benim yaşamımda şiirle birlikte başlamıştır. İlk şiir­lerimi yazmaya başladığım çocukluk çağlarımda çok ilkel konu­larda da olsa yazacağım romanları tasarlamaya çalışmışımdır. Ro­man, bütün yaşamım boyunca okuduğum, üzerinde düşündüğüm, tasarılar yaptığım en güzel eğlencem oldu. Yazdığımdan daha çok roman tasarlamış, bunların kahramanlarıyla durmadan çev­remi süslemişimdir. Bir zaman geldi ki düşündüğüm, tasarladığım roman konularım, yaşadığım uzun mapusane, sürgün yaşamları yüzünden yazamadım. Bu yüzden ister istemez, bu çevreler için­de geçen yaşamımın romana geçmesini düşündüm. Çok zengin bir özel yaşayışım olmuştu. Otobiyografik romanlarım böylece doğdu. Tasarladığım romanların hiçbir vakit bu kerte yoğun içe­rikleri olmayacaktı. Kendi yaşamımı romana koymak, benim için hiçbir zaman bir kapris filan değildir. Bir zorunluluktur. Bu kü­çük yazıda Rifat Ilgaz’ı, Vedat Türkali’yi, Kerim Korcan’ı, Afet Ilgaz’ı, Dursun Akçam’ı, daha birçok değerli arkadaşı burada salt anmakla yetineceğim.

Yazar
Dinozor Haber
Dinozor'un gözünden kültür, sanat ve edebiyat alanındaki güncel haberlerin editörü.

Bir Cevap Yazın