Öykü

“Nasıl Bir Ölüm Hazırladılar Sana?”

Sabah bir uyandım ki ne göreyim? Yanımda bıraktığım yalnızlık boşluğunda o uyuyor… Oda masmavi ısınmış uyku nefesiyle. Gün, onun gözlerine hazırlanmak için çekmiş geceki bulutlarını.

Hemen kalktım salona geçtim. Telefonu açıp internetten bir şeyler okudum hızlı hızlı. Baktım saat 06:00 daha. Dayanamadım Nilgün’ü aradım. Telefon üç kere çaldı, sonra açıldı. İsmimi söyledi hemen. Uykusunun yorganı sesini örtüyor hala.

“Nilgüüüün. Az önce uyandım ki yanımda kim var?”

“Anladım dün rakıyı çok kaçırdın, eve kiminle gittiğini, geceyi kiminle geçirdiğini hatırlamıyorsun değil mi?”

“Hayıııır. Değil öyle. Bak. Tamam rakı içtim ama çok değil. Hem eve de yalnız geldim. Gerçekten. Ama sabah uyandığımda yanımda Nilgün vardı. Nilgün Marmara.”

Karşı taraftan bir ses geliyor ama Nilgün’ün sesi değil, mekanik bir ses. Sanki birileri gizlice bizi dinliyor da hatlar karışmış ve uzaktan kahkahaları duyuluyormuş gibi.

“Nilgün?”

“Kuzum, son zamanlarda Nilgün Marmara mı okuyorsun?” dedi tedirgince.

“Hayır” dedim. “Yıllar oldu Nilgün Marmara’nın günlüğünden alıntılar içeren Kırmızı Kahverengi Defter’i okuyalı. Fakat günlüğünde bir mum çiçeği eskizi vardı, odamdaki mum çiçeğine baka baka ağlamıştım. Sonra o çiçek öldü, sonra defalarca mum çiçeği aldımsa da hiçbiri yaşamadı.”

“Yani?”

“Yani belki de mum çiçeği turnusoldür. Bir evin yaşanırlığını ölçüyordur. Mum çiçeğinin yaşayamadığı evlerde benim gibiler, senin gibiler, Nilgün gibiler yaşayamaz.”

“Esraaaa. Bunları mesai saatleri içinde konuşamaz mıydık?”

Bir kahkaha top gibi fırlıyor ağzımdan. Eyvah. Nilgün uyanacak.

“Tamam kuzum, Nilgün böyle sabahıma düşünce hemen aradım seni, bekleyemedim. Ama biraz araştırdım az önce, durum ciddi. Nilgün intihar etmedi. Bir cinayet bu.”

“Yani Lale Müldür’ün söyledikleri gerçek mi diyorsun? Hani kayınbabasının general olduğunu ve Nilgün’ü öldürttüğünü söylemişti? İntihar edecek olsa pencere pervazları neden kırılsın, demişti?”

“Pencere pervazları kırıksa zaten intihar değildir. Ama bence hiçbir koşulda intihar değil. Son mektubuna baksana, “Kuşlar ölünceye kadar iyi bakınız onlara” diye yazmış, ne kadar da uzak kocasına. Ya kocası? “Nilgün’ün şiir yazdığını bile bilmezdim. Bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı” diyor. Mümkün mü? Beş yıl boyunca aynı evde yaşıyorlar ve kocası Nilgün’ün şiir yazdığını bilmiyor. Hadi Nilgün kocasına kırılmış ve şiir yazdığını söylememiş olsun. Kocası da hiç mi sormamış? Hadi sormadı. Hiç mi merak edip yazdıklarına bakmamış? Mümkün değil. Bence Nilgün’ün yazdıklarına gizlice bakmış ve kendisi hakkında hissettiklerini de öğrenmiş böylece. O yüzden kızgın ve hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranıyor.”

“Ne yazmış ki kocası hakkında?”

“Uyanınca, yanında yalnızlığın uyuduğunu görmek, demiş. Yani kocasına ‘yalnızlık’ diyor Nilgün. “..oluşun yalınlığını zedeleyen somut başka’nın sömüren soluğuyla…” diyor. Somut başka, korkunç bir betimleme değil mi? “Uçurumlar var, uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında, kendiyle kendi arasında, kendiyle başkası arasında…” diyor bir de. Buradaki ‘başka’ da kocası işte… Çok yalnızmış Nilgün. Çok yalnız bırakılmış kocası tarafından. Kasten anlaşılmamak da bir çeşit ölüm değil mi sence? Ama belki de kocası, Nilgün’ü anlamak için yeterli derinlikte değildi. “Açıklıktan söz eden hayvanın her yeri tüyleriyle kaplı” demiş. Burada bahsettiği ‘hayvan’ kocası çünkü. “Salyası konuşurken sözcüklerini örtüyor. Gözlerindeki kan, gözlerini…” Kocasını tam da onun anlattığı bu haliyle görebiliyorum biliyor musun?”

“Tamam Esra, anladım. Sen yazacaksın bunu.”

“Elbette. Kusura bakma seni bu saatte uyandırdığım için. Ama benim sesimle uyanmak ne güzel, değil mi?”

Bu sefer onun kahkahasını duyuyorum. Vedalaşıp telefonu kapatıyorum. Yatak odasına gitmek istiyorum ama hiç cesaretim yok. Onu görmeye de, görmemeye de. Bilgisayarı açıp ilk cümleleri yazmaya başlıyorum:

“Kadın intiharları kadın cinayetidir, diyor Nihan Kaya. Aynısını Nilgün Marmara da söylüyor bir şiirinde:

“Nasıl bir ölüm hazırladılar sana Sylvia?
Bu maç odalarında
Pencere maç
Maç kaynar tencerede
Kanallar buz tutmuş
Kaç güç çalıştı gün gece
Sokmaya başını
Havagazı fırınına”

Aslında buradaki Sylvia kendisi. Şiiri şöyle de okuyabiliriz:

“Nasıl bir ölüm hazırladılar sana Nilgün Marmara?
Bu maç odalarında
Pencere maç
Maç kaynar tencerede
Kaç güç çalıştı gün gece
Atılsın diye bedenin
Beşinci kattaki pencereden”

Yazar
Esra
Çankırı’da doğdum. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite eğitimimi Ankara’da tamamladım. Ankara’yı terk ederek bir süre Fethiye’de yaşadım, şimdi Antalya’dayım. Söylesem inanmayacağınız bir meslek icra ediyorum, hatta bazen keyif de alıyorum. Fotoğraf çekmeyi çok sevmekle birlikte, fotoğrafımın çekilmesinden pek haz almıyorum. Ruh sağlığım hakkındaki şüpheleri pekiştirmek için yazıyorum.

Bunları da beğenebilirsiniz

Bir Cevap Yazın