Söyleşi/Röportaj

Gonca Atalay, Pavyon Öyküleri kitabında öyküsü yayınlanan yazarlar ile söyleşti (7): Tuba Aksu, Şule Temel, Bilge Fatma Akbaş

Gonca Atalay, Pavyon öyküleri kitabını derleyen Süreyya Köle ve kitaba öyküleriyle katkıda bulunan yazarlar ile söyleşti. Yazar söyleşilerimizin yedinci bölümünde konuklarımız: Tuba Aksu, Şule Temel, Bilge Fatma Akbaş.

***

GONCA ATALAY: Bu projeye nasıl dahil oldunuz? Pavyonlar hakkında yazma fikri ilk ortaya çıktığında ne düşündünüz?

TUBA AKSU: Bu kitap atölyemizin projesiydi zaten. Süreyya Köle’yle çalışırken öyle bir motivasyon alıyorum ki yazma konusu verilir verilmez o konuya odaklanıyorum. Ben hep bu hayatı yaşayanları merak edip üzülürdüm. Yazabileceklerimi kafamda toparladım. Öykü kendini yazdırdı.

ŞULE TEMEL: Sevgili Süreyya Köle, pavyon öyküleri projesinden söz ettiğinde çok heyecanlandım. Böyle bir   projenin parçası olmaktan mutluyum. Benim için eşsiz bir deneyim oldu. 

BİLGE FATMA AKBAŞ: Projeyi duyduğumda çok heyecanlandım, severek takip ettiğim yazar dostlarımla aynı yerde yaşamın izini sürecek olmak ayrıca gurur verdi tabi.

GA: Pavyon gibi kadın bedeninin ve hatta varlığının metalaştığı bir sektör üzerine çalışmak üstelik o ortamda bulunmak bir kadın olarak sizde nasıl bir hissiyat yarattı?  Ön kabullerinizi, ön yargılarınızı, ahlâka bakışınızı, ya da toplumsal ahlâkı sorguladınız mı hiç?

TUBA AKSU: Ben pavyona gidemeyen gruptaydım. Ancak izlediğimiz filmler, okuduğumuz kitaplar, gazete haberleri ve giden arkadaşların aktardığı gözlemler ile kafamda şekillendi. Ben oldum olası kadının bu derece metalaştırılmasına çok üzülürüm. Aç kurt gibi davranan erkekleri tabii ki yargılarım.

ŞULE TEMEL:

Bir kadın olarak erkek egemen bir toplumda var olmaya çalışmak yeteri kadar yıpratıcı ve yorucu. Kadın bedeninin metalaştığı bir sektörde çalışmak ve o ortamda bulunmak ise ürkütücü.  Ahlaki değerleri sorgulamaktan insan kendini alamıyor. Kime ve neye göre ahlak diye soruyorsunuz.  İnsanların ön yargılarından kurtulması kolay değil. Bilmediğimiz şeyleri araştırıp anlamak yerine maalesef, reddetmeyi seçiyoruz. Biz bir adım attık ve bu insanları anlatmaya çalıştık.

BİLGE FATMA AKBAŞ: Pavyonu düşündüğümde aklıma ilk gelen disko toplarının her turunda, renklerin gölgesinin kimleri aydınlatıp kimleri karanlığa gömdüğü oldu. Eğlencenin başka bir versiyonunun yaşandığı, karanlığı delen kahkahalar ve gerçeğin üstünü kapatmak için gelişigüzel söylenen yalanlar.

Avın avcıya olan mesafesi…

İki hayat bir kadın öykümde ki ‘Hayat pavyonu’ yazarken Beyoğlu’nun gündüzcülerle gececiler arasında sözsüz el değiştirişini, Emine’nin kırmızı halıda attığı her adımın onu hayallerinden uzaklaştırıp Sibel’e doğru sürükleyişini, sahte olduğu anlaşılmasın diye ışıklarla, renklerle, süslü laflarla köpürtülen aşkı hayal etmeye çalıştım.

İnsan hallerinin çeşitliliği her zaman çok ilgimi çekmiştir. Biz uyurken dünyada olup bitenlere daha dikkatli bakmalı ve bizim gibi olamayanlara daha hassas yaklaşmalıyız diye düşünüyorum. “Biz de başkasının ötekisiyiz.” Pavyon; doymak için sabırsızlanan aç erkek çocukları ve prenses olma hayalleri suya düşmüş, masalda ki cadıyı oynamaya çalışan kadınların tangosu…

GA: Bu kitabı ilk duyduğum andan itibaren ve elbette okuduktan sonra da hep düşündüğüm şey pavyonların, konsomatrislerin, hayat kadınlarının ve onların toplumsal rollerinin, yerlerinin konuşulur olması için bir vesile olması idi. Sizin de kitaptan böyle bir beklentiniz ya da kitaba biçtiğiniz bir rol var mı? Varsa nedir?

TUBA AKSU: Pavyon çalışanı kadınlarımızı yanlış yargılamaktan vazgeçip, farklı bakış açılarından da olaya bakabilmeyi sağlama görevi yükledim ben bu kitaba.

ŞULE TEMEL: Bu dünyada herkes bir şekilde kendi yerini bulmaya, yaşamaya çalışıyor. Bu hayatın kazananı yok. Yaşam bir mücadele ve onlar çok zor bir mücadele içindeler. Kabullenmesek dahi yaşamlarına saygı göstermek zorundayız.

Bitti…

Yazarları ve öykülerini bir araya getiren Süreyya Köle’nin röportajını okumak için tıklayınız.

Zeynep Aliye, Seyhan Arman ve Kevser Ruhi’nin cevaplarından oluşan ilk bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Gamze Güller, Fulya Bayraktar ve Handan Gökçek’in cevaplarından oluşan ikinci bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Zerrin Saral, Semrin Şahin, Şirvan Erciyes’in cevaplarından oluşan üçüncü bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Ayten Kaya Görgün, Dursaliye Şahan, Nalan Çelik’in cevaplarından oluşan dördüncü bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Ayşe Nilay Özkan, Gül Parlak, Dilek Üstündağ’ın cevaplarından oluşan beşinci bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Adalet Temürtürkan, Duygu Terim, Ayşegül Daylan, Kafiye Müftüoğlu’nun cevaplarından oluşan altıncı bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Yazar
Gonca Atalay
1986 yılında Yozgat’ta doğdum, 1990 yılından beri Ankara’da yaşıyorum. Karadeniz Teknik Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler okudum. Çalışma hayatıma ikiz kızlarımdan sonra kısa bir mola verdim. İlkokul sıralarında başladığım yazma ve okuma çalışmalarım kızlarımdan kalan zamanlarımda halen devam ediyor. 2018 yılında UMAG’da yazma üzerine verilen seminerlere katılarak Gürsel KORAT, Mehmet EROĞLU, Çiğdem ÜLKER gibi isimlerle çalışma imkanı buldum. Öykülerimden bazıları Ada, Edebiyatist gibi dergilerde yayımlandı. Edebiyatın yanı sıra uzun süredir fotoğrafçılık ile de ilgileniyorum. Çeşitli karma sergilerde fotoğraflarım sergilendi.

Bir Cevap Yazın