Söyleşi/Röportaj

Gonca Atalay, Pavyon Öyküleri kitabında öyküsü yayınlanan yazarlar ile söyleşti (2): Gamze Güller, Fulya Bayraktar, Handan Gökçek

Gonca Atalay, Pavyon öyküleri kitabını derleyen Süreyya Köle ve kitaba öyküleriyle katkıda bulunan yazarlar ile söyleşti. Yazar söyleşilerimizin ikinci bölümünde konuklarımız: Gamze Güller, Fulya Bayraktar, Handan Gökçek.

***

GONCA ATALAY: Bu projeye nasıl dahil oldunuz? Pavyonlar hakkında yazma fikri ilk ortaya çıktığında ne düşündünüz?

GAMZE GÜLLER: Öneri sevgili Süreyya Köle’den geldi. Başta biraz tereddüt ettim. Bilmediğim, bana kalsa belki de yazmayı hiç akıl edemeyeceğim bir konu olduğu için heyecanlandım. Ama bu tereddüt ve korku beni yazmaya itti. Bir meydan okuma gibi düşündüm. Bu proje sayesinde bilmediğim bir dünyayı araştıracak ve kim bilir nelerle karşılaşacaktım. Nitekim öyle de oldu.

FULYA BAYRAKTAR: Sevgili Süreyya Köle’nin projesi olarak geldi bana pavyonlar üzerine yazma fikri. Ben de çok olumlu buldum bu fikri açıkçası. Kendini tekrar eden yazılar, öyküler, romanlar yerine, üzerinde durulmamış konular, temalar üzerine yazmalı yazarlar diye düşünüyorum. 

HANDAN GÖKÇEK: Pavyon öyküleri konusu beni çok heyecanlandırdı…. Bir çok insanın içinde olmadığı, bilmediği bir dünyaya girmek, orayı tanımaya, bilmeye çalışmak farklı bir deneyim oldu benim için… O dünyanın bir travesti kadınını yazmak, ona empati yapmak bir parça zorlasa da keyifli bir çalışma oldu…

GA: Pavyon gibi kadın bedeninin ve hatta varlığının metalaştığı bir sektör üzerine çalışmak üstelik o ortamda bulunmak bir kadın olarak sizde nasıl bir hissiyat yarattı?  Ön kabullerinizi, ön yargılarınızı, ahlâka bakışınızı, ya da toplumsal ahlâkı sorguladınız mı hiç?

GAMZE GÜLLER: Pandemi nedeniyle fiziksel olarak olmasa da araştırarak, izleyerek ve içselleştirerek orada olmak ilginç bir deneyimdi. Ankara pavyon deyince ilk akla gelen yerlerden biri. Bu nedenle bir şekilde hayatımızın içinde olan, alıştığımız bir gerçek belki de. Kendi adıma çok ön yargılı değildim ama yine de öğrendiklerim şaşırttı beni. O dünyanın işleyişini, düzenini, kendine özgü kurallarını bilmiyordum elbette. Bildiklerim bolca dinlediğim hikâyelerden ve belli semtlerdeki kesişmelerden ibaretti. Öğrendikçe bildiklerimin ne kadar yanlış olduğunu da fark ettim. Toplum maalesef pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da ikiyüzlü. Hele mesele kadın olunca bahsettiğiniz bu ön kabuller aşılması güç duvarlar kuruyor önümüze. Oysa kadın her yerde kadın. Ne iş yaparsa yapsın her sektörde aşağılanıyor, yetersiz görülüyor ve yok sayılıyor. Hele bir de pavyonda çalışıyorsa yalnızca erkekler tarafından değil kadınlar tarafından da küçümseniyor. Bunları daha yakından görmek ve orada çalışan kadınların sesine kulak vermek hem toplum ahlâkını hem de kendi bilgisizliğimi bir kez daha sorgulamama neden oldu.

FULYA BAYRAKTAR: Bu konuda daha önce de düşünmüş ve yazmış birisi olarak, toplumsal değerlerin, ahlâkın sorgulanması gerektiğini düşünenlerdenim. Elbette, geleneksel kültürel kodlar ve cinsiyetçi yaklaşım taşıyan pavyon konusu hem içeriden hem de dışarıdan bakılması gereken bir konu. Toplumumuzda tabular olmamalı ve hakkında hiçbir şey bilinmeyen topluluklar, gruplar, çalışanlar hakkında ön yargıları kırmalıyız diye düşünüyorum. Ama bu konu hakkında en ufak bir düşünce kırıntısına sahip olmayan, konuyu tu kaka yapıp orada bırakan milyonlar olduğunu da biliyorum.

HANDAN GÖKÇEK: Ahlâk, önyargılar, önkabuller, doğrular, yanlışlar, güzel ve çirkin hep sorguladığım ve çok göreceli kavramlar… Her şeyden önce herkese insan olarak bakıyorum… Milyon tane kimlikten, dil, din, ırk gözetmeksizin, dolayısıyla orada yaşamak zorunda kalan kadınlarda benim için değerli; çünkü insanlar…

GA: Bu kitabı ilk duyduğum andan itibaren ve elbette okuduktan sonra da hep düşündüğüm şey pavyonların, konsomatrislerin, hayat kadınlarının ve onların toplumsal rollerinin, yerlerinin konuşulur olması için bir vesile olması idi. Sizin de kitaptan böyle bir beklentiniz ya da kitaba biçtiğiniz bir rol var mı? Varsa nedir?

GAMZE GÜLLER: Bahsettiğiniz alanlarda çalışan kadınlar bir şekilde para kazanmaya, ailelerini geçindirmeye ve hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlar. Onları yok saymak, toplumun bu kesimini görmezden gelmek onların çalışma şartlarının kötüleşmesine ve sorunların büyümesine neden olmaktan başka bir işe yaramaz. Biz kadınlar olarak pavyonda çalışan hemcinslerimize ses olmak istedik. Umarım bu ses herkes tarafından duyulur ve başka çalışmaların da önünü açar.

FULYA BAYRAKTAR: Evet, toplumda pek konuşulmayan, hatta konuşulmaktan kaçılan bir konudur bu. Yazan insanlar olarak bu mekânların ve bu mekânlardaki emekçilerin ve hatta müdavimlerin konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Kitaptan beklentim de bu doğrultuda.

HANDAN GÖKÇEK: Böyle bir beklentim yok ama bir kişinin bile önyargılarını bu kitapla kırabilmişsek bu büyük bir kazanım olur benim için…

Devam edecek…

Yazarları ve öykülerini bir araya getiren Süreyya Köle’nin röportajını okumak için tıklayınız.

Zeynep Aliye, Seyhan Arman ve Kevser Ruhi’nin cevaplarından oluşan ilk bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Yazar
Gonca Atalay
1986 yılında Yozgat’ta doğdum, 1990 yılından beri Ankara’da yaşıyorum. Karadeniz Teknik Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler okudum. Çalışma hayatıma ikiz kızlarımdan sonra kısa bir mola verdim. İlkokul sıralarında başladığım yazma ve okuma çalışmalarım kızlarımdan kalan zamanlarımda halen devam ediyor. 2018 yılında UMAG’da yazma üzerine verilen seminerlere katılarak Gürsel KORAT, Mehmet EROĞLU, Çiğdem ÜLKER gibi isimlerle çalışma imkanı buldum. Öykülerimden bazıları Ada, Edebiyatist gibi dergilerde yayımlandı. Edebiyatın yanı sıra uzun süredir fotoğrafçılık ile de ilgileniyorum. Çeşitli karma sergilerde fotoğraflarım sergilendi.

Bir Cevap Yazın