Söyleşi/Röportaj

Gonca Atalay, Pavyon Öyküleri kitabında öyküsü yayınlanan yazarlar ile söyleşti (6): Adalet Temürtürkan, Duygu Terim, Ayşegül Daylan, Kafiye Müftüoğlu

Gonca Atalay, Pavyon öyküleri kitabını derleyen Süreyya Köle ve kitaba öyküleriyle katkıda bulunan yazarlar ile söyleşti. Yazar söyleşilerimizin altıncı bölümünde konuklarımız: Adalet Temürtürkan, Duygu Terim, Ayşegül Daylan, Kafiye Müftüoğlu.

***

GONCA ATALAY: Bu projeye nasıl dahil oldunuz? Pavyonlar hakkında yazma fikri ilk ortaya çıktığında ne düşündünüz?

ADALET TEMÜRTÜRKAN: Atölye grubu ile Whatsapp uygulamasında yazışıyorduk. “Adana’ya gidelim mi?” sorusu ortaya atıldı. Grup kanatlandı,  gidilecek yerler sıralandı, listede pavyon da vardı.  O yazışmanın olduğu gün aklımıza ilk cemre düştü, süreç başladı.  Çok konuştuk; pavyona gidenleri, götürülenleri, düşenleri, düşürülenleri sorguladık, araştırdık.

DUYGU TERİM: Adana’da pavyona gitme fikri ortaya çıktığında ürktüğümü inkâr edemem, ancak yanımda güvendiğim kadın arkadaşlarımın olması beni cesaretlendirdi. Kitap projesi ortaya çıktığında çok konuşulan ancak edebiyata az dâhil edilmiş konu yazar olarak ilgimi çekti, okurun da ilgisini çekeceğini düşündüm.

AYŞEGÜL DAYLAN: Proje bir gezi sırasında doğmuştu. İlginç ve zor konuydu benim için. Fikir ortaya atılınca pavyona gitmeyi istedim ancak bellemiş olduğumuz pavyon bilgisi ve korkusu  vardı. Çok heyecanlandım. Pavyonu  deneyimlemek isterdim ancak pandemi nedeniyle olmadı.  Nasıl yazabilirim diye çok düşündüm.

KAFİYE MÜFTÜOĞLU: Süreyya Köle’nin yazarlık atölyesi katılımcısıyım. Hocamız çalışmayı açıkladığında heyecanlandım.  Hem konu ilkti hem de benim katıldığım ilk projeydi.

GA: Pavyon gibi kadın bedeninin ve hatta varlığının metalaştığı bir sektör üzerine çalışmak üstelik o ortamda bulunmak bir kadın olarak sizde nasıl bir hissiyat yarattı?  Ön kabullerinizi, ön yargılarınızı, ahlâka bakışınızı, ya da toplumsal ahlâkı sorguladınız mı hiç?

ADALET TEMÜRTÜRKAN: Pavyon ve benzeri yerler, toplumun genlerine işlemiş,  neredeyse gelenek olarak kabul görmüş eğlence biçiminin sergilendiği işletmeler. İşletmenin işletileni ise ne yazık ki kadın. Müdavimlerinin sosyo-ekonomik durumu ve yetişme kültürüne göre, ortamın mimari tasarımı, eğlence programı, müziği, değişse de eğlence ortamının ana figürü kadın bedeni. Pavyona kimler gidiyor, niçin gidiyor, kim kimi sömürüyor, kazananı kim, nasıl bir ortam? Soruların cevaplarını araştırırken,  pavyona gitme, gözlem yapma fikri doğdu ama gidemedim. Dinlediğim,   yalan yanlış hikâyeler, izlediğim film ve belgeseller, okuduğum hayat hikâyeleri,  tanıdığım bazı kadın ve erkekler hakkında duyduğum söylentilerin beni götürdüğü ana düşünce: Kızlar mutlaka okutulmalı. Kadınlar eğitim, kültür ve ekonomik açıdan güçlü olmalı. Güçsüz kadınların bedeni meta olarak kullanılıyor, yerkürenin her noktasında, her ülke ve kültürde. O ortamlarda çalışan kadınların ruhunu, duygularını askıya aldığını, çok para kazanarak güçlü olmak için dişlinin parçası haline geldiğine inanır oldum.

Toplumumuzun ahlâka bakışı her zaman sorunlu. Pavyon bağımlısı erkekler, eğlenmek, rahatlamak için gittiği, masasına oturttuğu,  dil döktüğü, para akıttığı pavyon çalışanı kadının, eşi ve diğer yakınlarıyla aynı mahallede oturmasına bile tahammül edemez. Asıl ahlâk sorunu burada, kendiyle yüzleşememek. Toplumda, ikiyüzlü ahlâk anlayışı hâkim.

DUYGU TERİM: Toplumsal ahlâkı kavram olarak sorguluyorum zaten. Doğru yanlış, uygun ayıp vb. kabuller ezeli ve ebedi kavramlar değil. Hepsi zamanla değişime uğruyor. Pavyonlar ve orada çalışan kadınlar için de bu durum geçerli. Eskiden yuva yıkan, kötü kalpli kadın imajı daha ağır basıyordu. Yeşilçam’ın bu algının yaratılmasında etkisi büyük. Ancak pavyonda çalışan kadınların, yoksulluk, şiddet gibi gerekçelerle orada çalışmak zorunda olduğunu, zorlu yaşam koşullarına rağmen ayakta kalan güçlü kadınlar olduğunu düşünüyorum.

AYŞEGÜL DAYLAN: Ben pavyonda çalışan kadınları hiçbir zaman çevremde çalışan kadınlardan ayırmadım. Farklı bir çalışma alanı; ya zorunlu olarak seçilmiş, ya da itilmişler. Pavyonlara bir talep var.  Bu hizmet alanında  kadınlar ve erkekler birlikte çalışıyorlar, çoğunlukla erkekler için. Pavyonlarda çalışmayı ahlâksızlık olarak hiç düşünmedim. Toplumsal ahlâk açısından kötü düşünüldüğünü biliyorum. Kimse pavyona zorla getirilmiyor.  İsteyerek  gidip, eğlenip, para harcayıp kendilerince dertten ya da neşeden  eğleniyorlar. Bu  konunun  eleştirilmesi gerektiğini sanmıyorum. Pavyonda çalışmayı sadece emek diye düşünüyorum. Erkek egemen toplumda böyle bir alan varsa burada sadece kadınlar çalışmıyor. Çalgıcılar, garsonlar vs. çalışanlar erkek. Bu nedenle  ahlâkı  kadınlar üzerinden sorgulamak haksızlık.  Hiç ön yargım olmadı.

KAFİYE MÜFTÜOĞLU: Pavyona girdiğimde tedirgin önce tedirgin oldum. Farklı bir dünya, kimsenin kendisi olmadığı ortamda ben de gözlemci oldum. Toplumsal ahlâkı hep sorgularım. Pavyona yakından bakınca, kadın erkek ilişkilerini, hayatını bedenini kullanarak kazanmayı ve buna zorunlu olmayı, önyargıları da katarak görüş alanımı genişlettiğimi düşünüyorum.

GA: Bu kitabı ilk duyduğum andan itibaren ve elbette okuduktan sonra da hep düşündüğüm şey pavyonların, konsomatrislerin, hayat kadınlarının ve onların toplumsal rollerinin, yerlerinin konuşulur olması için bir vesile olması idi. Sizin de kitaptan böyle bir beklentiniz ya da kitaba biçtiğiniz bir rol var mı? Varsa nedir?

ADALET TEMÜRTÜRKAN: Kitap adı kışkırtıcı, her kesimden okurun, ara sıra okuyanın dahi ilgisini çekiyor.   Konuşuluyor, tartışılıyor ama yaptığımız belgesel değil,  bilimsel verilere dayalı araştırma değil.  Gözlem ve kişisel arama taramaya dayalı kurgu metinleri. Okurda farkındalık yaratır mı? Emin değilim,  yaratmasını umarım. Savaş, işkence, ayrımcılık, ötekileştirme karşıtı onca güçlü edebi eser varken,  çoğalarak devam ediyor, savaş,  işkence, ayrımcılık, ötekileştirme ve zulüm.  Toplumda değişim yaratmak için görünür olmak, örgütlü ve kararlı mücadeleyi sürekli kılmak gerekir. “Şehir Söner Biz Yanarız Pavyon Öyküleri” kitabımıza gösterdiğiniz ilgi ve özenle hazırladığınız duyarlı, nazik sorular için teşekkür ederim.

DUYGU TERİM: Dediğim gibi tüm ön kabullerimizi sorgulamalı, tartışmalıyız. Edebiyatın her alanda söyleyecek bir şeyi olmalı. Kitabımız da tartışılmayan bir konuyu akıllara getiriyorsa ne mutlu bize.

AYŞEGÜL DAYLAN: Kitabın pavyonda çalışanları konuşulur hale getirmiş olması beni mutlu etti. Konunun göz önüne bu şekilde sergilenmesi  biz yazarların kurmacaları ile kitabın kendi kendine biçtiği yoldur. Kitap toplumsal rollerin konuşulmasına eğer yardımcı olmuşsa ayrıca sevindirici bir durum. Gözle görüp, kulağımızla işitmediğimiz hiçbir hayat hakkında fikir yürütmeden, mutlu, barışçıl, kadın haklarına saygılı bir dünyada  soluk almak dileği ile…

KAFİYE MÜFTÜOĞLU: Kitabın pavyon çalışanı kadınlar adına farkındalık yaratmasını bekliyorum. Toplumun önyargılardan arınmasına katkıda bulunmasını isterim.

Devam edecek…

Yazarları ve öykülerini bir araya getiren Süreyya Köle’nin röportajını okumak için tıklayınız.

Zeynep Aliye, Seyhan Arman ve Kevser Ruhi’nin cevaplarından oluşan ilk bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Gamze Güller, Fulya Bayraktar ve Handan Gökçek’in cevaplarından oluşan ikinci bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Zerrin Saral, Semrin Şahin, Şirvan Erciyes’in cevaplarından oluşan üçüncü bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Ayten Kaya Görgün, Dursaliye Şahan, Nalan Çelik’in cevaplarından oluşan dördüncü bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Adalet Temürtürkan, Duygu Terim, Ayşegül Daylan, Kafiye Müftüoğlu’nun cevaplarından oluşan beşinci bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Yazar
Gonca Atalay
1986 yılında Yozgat’ta doğdum, 1990 yılından beri Ankara’da yaşıyorum. Karadeniz Teknik Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler okudum. Çalışma hayatıma ikiz kızlarımdan sonra kısa bir mola verdim. İlkokul sıralarında başladığım yazma ve okuma çalışmalarım kızlarımdan kalan zamanlarımda halen devam ediyor. 2018 yılında UMAG’da yazma üzerine verilen seminerlere katılarak Gürsel KORAT, Mehmet EROĞLU, Çiğdem ÜLKER gibi isimlerle çalışma imkanı buldum. Öykülerimden bazıları Ada, Edebiyatist gibi dergilerde yayımlandı. Edebiyatın yanı sıra uzun süredir fotoğrafçılık ile de ilgileniyorum. Çeşitli karma sergilerde fotoğraflarım sergilendi.

Bir Cevap Yazın