Söyleşi/Röportaj

Gonca Atalay, Pavyon Öyküleri kitabında öyküsü yayınlanan yazarlar ile söyleşti (5): Ayşe Nilay Özkan, Gül Parlak, Dilek Üstündağ

Gonca Atalay, Pavyon öyküleri kitabını derleyen Süreyya Köle ve kitaba öyküleriyle katkıda bulunan yazarlar ile söyleşti. Yazar söyleşilerimizin beşinci bölümünde konuklarımız: Gül Parlak, Dilek Üstündağ, Ayşe Nilay Özkan.

***

GONCA ATALAY: Bu projeye nasıl dahil oldunuz? Pavyonlar hakkında yazma fikri ilk ortaya çıktığında ne düşündünüz?

GÜL PARLAK: Projenin ortaya çıkış aşamasında var olan kişilerden biriyim. Fikir, benim için heyecan vericiydi. Üzerinde düşünmek, yoğunlaşmak, konuşulmayanları dile getirmek, görünenin arka yüzünü göstermek, öyküleştirmek açısından değerli bir fırsattı.

DİLEK ÜSTÜNDAĞ: Yazma sürecim, Yazı Tamirci Atölye’de başladı.  Tohumlar,  atölye ekibi ile gittiğimiz bir Adana gezisinde atıldı, gezi dönüşü de pavyon öyküleri olarak şekillendi.

İlk öyküm, Adana’da  gözlem yapmak amacıyla  girdiğimiz pavyondaki izlenimlerimden doğdu.  Fakat olayın içinde yol aldıkça,  yaptığım okumalar, izlediğim belgeseller, dinlediğim  hayat hikayeleri  sonunda  Adana’da bize  sergilenen  eğlence ortamın bir mizansen olduğunu  anladım.  Yazma sürecimde bu farkındalık benim için çok önemli bir kırılma oldu ve sonrasında  hep bu bilinçle yol aldım.

Pavyonlar hakkında yazma fikri ilk ortaya çıktığında, daha önce üzerinde yazmadığım bir konu olduğu için hem merak hem de biraz endişe duydum ama en çok da iyi araştırma yapmak gerektiğini hissettim. Çünkü yukarıda da söylediğim gibi ilk anda insanlara sergilenen ile işin içine girdikçe gördüklerimiz çok başka başka şeylerdi.

AYŞE NİLAY ÖZKAN: 2019 yılından beri Süreyya Köle ile Yazı Tamircisi atölyesine katılıyorum. Atölye kapsamında Adana’ya yaptığımız seyahatte merak ettiğimiz için bir pavyona gittik. Uzun yıllardır yapmak istediğim fakat tek başıma gerçekleştiremeyeceğim bir şeydi. Yedi kadın orada çok iyi ve saygılı şekilde ağırlandık, baştan yazar olduğumuzu ve inceleme amaçlı ziyaret ettiğimizi söylemiştik zaten. Gökkuşağı ışıklar altında garsonlar, komiler, sanatçılar, solistler, konsomatristler ve müşteriler.  Filmlerde gördüğümüz ortamlara benzese de içine girilmeden anlaşılmayacak bir havası vardı. Müşteri olduğunuzda gerçekten göz boyayan ve kişiyi değerli hissettiren büyülü bir ortam var pavyonlarda. İstedikleriniz karşılanıyor, dinleniyorsunuz, güler yüz görüyorsunuz. Konsomatrislerin dışında da tüm çalışanlar çok ilgili ve işinin erbabı, sonuçta kendinizi mekânın sahibi gibi hissettiriyorlar. Ortama girdiğimde resmen “ben buranın müdavim olabilirdim,” şeklinde düşündüğümü hatırlıyorum. Pavyon büyüsünü bire birde hissetmek başta sempati doğurmadı değil, çünkü öyle bir albenisi var. Sizi o şekilde içine çekiyor ilginç bir biçimde.

O havayı soluduktan sonra atölyede projeyi geliştirdik ve öyküleri çalışmaya başladık. Ondan fazla pavyon öyküsü yazdık. Proje fikri ortaya çıktığında oldukça heyecanlı ve biraz da huzursuz hissettim. O güne kadar direkt dahil olmadığımız ortamlar, fazlaca bilgiye sahip olmadığımız hayatlar yer alıyordu. Uzak olduğum konuyu tüm yönleriyle kavramak, yazım konumu spesifikleştirmek, bazı önyargıları geride bırakmak gibi kişisel bir sürece girdim.

GA: Pavyon gibi kadın bedeninin ve hatta varlığının metalaştığı bir sektör üzerine çalışmak üstelik o ortamda bulunmak bir kadın olarak sizde nasıl bir hissiyat yarattı?  Ön kabullerinizi, ön yargılarınızı, ahlâka bakışınızı, ya da toplumsal ahlâkı sorguladınız mı hiç?

GÜL PARLAK: Proje hem hislerim hem yargılarım üzerinde eğitici oldu. İçimdeki aynaya daha çok bakmamı sağladı. Okurken ve yazarken sorumluluklarımın neler olduğunu tekrar gözden geçirdim. Herhangi bir konuda yargıda bulunmadan önce tekrar tekrar düşünmenin, anlayabileceğim noktaya getirdikten sonra karar vermemim doğruluğunu teyit etmiş oldum.

DİLEK ÜSTÜNDAĞ: Çalışmanın başında, kadınların tüketildiği, sömürüldüğü, paranın hesapsızca harcandığı,  yaşanan şeyin aldanma mı, aldatma mı olduğu sorusunun kafama takıldığı bir yerdi pavyon.  Artık bu soru yok kafamda, çünkü oraya giden erkek neyle karşılaşacağını çok iyi biliyor, duymak istediklerini duymak için, bile isteye o masaya oturuyor. Süreç ilerledikçe, kadının tüketilmesi, sömürülmesi, paranın hesapsızca harcanması fikirlerim aynı kalsa da toplumun bütün faturayı orada çalışan kadınlara kestiğini ama kadını pavyonda çalışmak zorunda bırakan düzenin ne olduğuna kimsenin kafa yormadığını çok net fark ettim. Toplumun önyargılarında hırsızın hiç suçu yoktu da bütün suç kadınlardaydı.

AYŞE NİLAY ÖZKAN: Proje öncesinde bildiğim tek şey kulaktan dolma bilgilerdi pavyonlarla ilgili. Mekânı soluyup, olayı düşündüğünüzde sizin de dediğiniz gibi kadının metalaşması üzerinde yükseldiğini görmek de çok incitici bir kadın olarak. Aslında her sektörde emeğinin karşılığını alamayan, sömürülen tüm kadın işçilerin sorunlarının üzerine mekân çalışanı kadınların duygusal ve fiziksel olarak da uğradığı istismar da var. Her yönüyle yıpratıcı ve tamamen eril sistemin kurduğu düzenin birincil piyonu kadınların yaşadıklarını kişiselleştirmemek mümkün değildi benim için. Kadın hakları için düşünen, yazan, bunu dert edinen her insan buradaki toplumsal ikilemi sorgular. Tersi mümkün değil. Pavyon kadınını ahlaksız olarak etiketleyen toplumun kendi yozlaşmasının bir sonucu aslında orada işleyen sistem. Burada özellikle kadınlara karşı yapılmış büyük bir haksızlık söz konusu.

GA: Bu kitabı ilk duyduğum andan itibaren ve elbette okuduktan sonra da hep düşündüğüm şey pavyonların, konsomatrislerin, hayat kadınlarının ve onların toplumsal rollerinin, yerlerinin konuşulur olması için bir vesile olması idi. Sizin de kitaptan böyle bir beklentiniz ya da kitaba biçtiğiniz bir rol var mı? Varsa nedir?

GÜL PARLAK: Yazmak, bir yönüyle, dile getirilemeyen, göz ardı edilen sorunları, dertleri ortaya çıkartmak, derman olmaya, çare bulmaya çabalamaktır. Şehir Söner Biz Yanarız-Pavyon Öyküleri kitabının, okuyucuda bu etkiyi yaratacağını düşünüyorum. İyi niyetlerimizi, aynı yerden durup bakma yanlışlığımızı, merhamet sandığımız egomuzu gözden geçirmemize vesile olacak beklentisindeyim.

DİLEK ÜSTÜNDAĞ: Projenin ilk şekillendiği zamanlarda izlediğim bazı programlar neredeyse pavyon güzellemeleri şeklindeydi. Benim hem kendi öykümden hem de kitaptan beklentim bu programların aksine pavyonda çalışan kadınları bu tercihe götüren yoldaki gerçeklerin görülmesi ve onların görünür kılınmasıydı.

AYŞE NİLAY ÖZKAN: Kitabımız kesinlikle bir pavyon güzellemesi olmayacaktı, okurların her yönüyle pavyon çevresinde yaşananları görüp, duyup hissetmesini sağlayarak onları düşündürmeyi hedefledik. Kadın yazarlar olarak, feminist bir bakış açısından pavyon konseptine yaklaştık. Önyargılı olunan bir olguya büyüteç tuttuğumuza inanıyorum.

Devam edecek…

Yazarları ve öykülerini bir araya getiren Süreyya Köle’nin röportajını okumak için tıklayınız.

Zeynep Aliye, Seyhan Arman ve Kevser Ruhi’nin cevaplarından oluşan ilk bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Gamze Güller, Fulya Bayraktar ve Handan Gökçek’in cevaplarından oluşan ikinci bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Zerrin Saral, Semrin Şahin, Şirvan Erciyes’in cevaplarından oluşan üçüncü bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Ayten Kaya Görgün, Dursaliye Şahan, Nalan Çelik’in cevaplarından oluşan dördüncü bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Yazar
Gonca Atalay
1986 yılında Yozgat’ta doğdum, 1990 yılından beri Ankara’da yaşıyorum. Karadeniz Teknik Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler okudum. Çalışma hayatıma ikiz kızlarımdan sonra kısa bir mola verdim. İlkokul sıralarında başladığım yazma ve okuma çalışmalarım kızlarımdan kalan zamanlarımda halen devam ediyor. 2018 yılında UMAG’da yazma üzerine verilen seminerlere katılarak Gürsel KORAT, Mehmet EROĞLU, Çiğdem ÜLKER gibi isimlerle çalışma imkanı buldum. Öykülerimden bazıları Ada, Edebiyatist gibi dergilerde yayımlandı. Edebiyatın yanı sıra uzun süredir fotoğrafçılık ile de ilgileniyorum. Çeşitli karma sergilerde fotoğraflarım sergilendi.

Bir Cevap Yazın