Söyleşi/Röportaj

Gonca Atalay, Pavyon Öyküleri kitabında öyküsü yayınlanan yazarlar ile söyleşti (3): Zerrin Saral, Semrin Şahin, Şirvan Erciyes

Gonca Atalay, Pavyon öyküleri kitabını derleyen Süreyya Köle ve kitaba öyküleriyle katkıda bulunan yazarlar ile söyleşti. Yazar söyleşilerimizin üçüncü bölümünde konuklarımız: Zerrin Saral, Semrin Şahin, Şirvan Erciyes.

***

GONCA ATALAY: Bu projeye nasıl dahil oldunuz? Pavyonlar hakkında yazma fikri ilk ortaya çıktığında ne düşündünüz?

ZERRİN SARAL: Sevgili Süreyya Köle’yle yaptığımız telefon görüşmesinin ardından projeye dâhil olmuştum. Beni heyecanlandıran bir süreç olduğunu söylemeliyim. Toplumun kadına malum bakış açısını yansıttığı mekânın adıydı, Pavyon. Evet, içeri süzülebilmeli, hissetmeli, empati kurmalı aynı zamanda dışarıdan da bakabilmeliydim. Temanın kadın olmasının yanında mekânın önemi yoktu. Ama elbette pavyon kültürünü araştırmak, bilgi sahibi olmak gerekliydi kurgusal ve yazınsal dil için önemliydi. Yani, bilmediğim sularda kulaç atmak, o yanardöner ışıklı kapıdan içeri girmek…

Konuya bakışım çok net olduğundan kurguyu/öyküyü oluşturmam önemliydi. Ön hazırlık ve kurguyu planlama süreci yazma aşamasından fazla zamanımı aldı. Aklımda iki kurgu, iki ayrı öykü oluştu. Birini seçtim.

ŞİRVAN ERCİYES: Sevgili Süreyya Köle’nin önerisiyle projeye dahil oldum. İlk duyduğumda heyecan verici ve cesur bir proje olduğunu düşündüm.

GA: Pavyon gibi kadın bedeninin ve hatta varlığının metalaştığı bir sektör üzerine çalışmak üstelik o ortamda bulunmak bir kadın olarak sizde nasıl bir hissiyat yarattı?  Ön kabullerinizi, ön yargılarınızı, ahlâka bakışınızı, ya da toplumsal ahlâkı sorguladınız mı hiç?

ZERRİN SARAL: Pavyonlarda çalışan kadınlarla ilgili bugüne değin ön yargı ya da ahlaksal bir bakış açısı hiç geliştirmedim. Ama elbette toplumun ahlaki sorgulamayı kadın üzerinden en kolay yaptığı hüküm verdiği sektör pavyonlar ve eğlence yerleri. Anne kimliği, çalışan kadın kimliği, eş kimliği, yaftalanmış kadın kimliği… Artı karşı tarafta; baba, erkek, kardeş, koca, sevgili, oğul karşısında şekil alan kadın olma halleri. Üreten, dönemini sorgulayan, hayatı anlamaya çalışan, sistemin dışarıda bırakmaya çalıştığı kadınların, gece işçisi kadınların yaraları öyle kolay kapanmaz. Ama ses olmak, böyle kolektif bir çalışmada -daha önce yapılmamış- biz kadının kendi varoluşunu gerçekleştirme yolunu bir öyküyle aralama düşüncesi oldukça önemli.

SEMRİN ŞAHİN: Kadın bedeninin meta olarak görünmesi bir kadın olarak beni derinden yaralıyor. Kapitalist düzen içinde kadın bedeni pazarlama aracından başka bir şey değil. Bu nedenle bir yazar olarak bunun üzerine düşünmek, toplumun önyargılarının üstüne gitmek gerektiğini düşünüyorum. Dönüşüm bizim yaptığımız gibi bu tür normların üstüne gitmekle olacak. Düşünce yapısı olarak ön yargılarım yok, dünyada yaşayan bütün insanlara aynı mesafeden, yani içeriden bakıyorum. Bu benim dünya görüşüm diyebilirim. Empati yeteneğimin fazla gelişmiş olmasından kaynaklı kadın, erkek, hayvan, bitki veya dünya üzerinde yaşayan bütün canlılara karşı yürekten bir bağ kuruyorum. Bu nedenle toplumsal normlara karşıyım, yargılara, ahlaki bakış açılarına karşı dik duruş sergilemek gerektiğini düşünüyorum.

ŞİRVAN ERCİYES: Kitapta öyküsü olan bazı arkadaşlarımız pavyona gitmişler ancak ben o ortamda hiç bulunmadım. Kitapta yer alan öyküm pavyonda çalışan bir kadını televizyonda gören başka bir kadının kendi hayatını sorgulamaya başlaması hakkında. Ahlâk ve namus kavramlarının yalnızca kadın bedeni ve kadın cinselliğiyle ilişkilendirildiği bir toplumda yaşıyoruz. Her gün kadın cinayetleri işleniyor bu ülkede. Ahlâktan en çok bahsedenlerin bu kavramdan en yoksun insanlar olduğunu görüyoruz.  Okuyan, yazan, düşünen ve sorgulayan her insanda olması gerektiği gibi, toplumsal dayatmaların etkisiyle değil kendi değer yargılarıma göre hareket etmeyi öğreneli uzun zaman oldu.

GA: Bu kitabı ilk duyduğum andan itibaren ve elbette okuduktan sonra da hep düşündüğüm şey pavyonların, konsomatrislerin, hayat kadınlarının ve onların toplumsal rollerinin, yerlerinin konuşulur olması için bir vesile olması idi. Sizin de kitaptan böyle bir beklentiniz ya da kitaba biçtiğiniz bir rol var mı? Varsa nedir?

ZERRİN SARAL: Kadınlık bilincinin öne çıktığı pek çok nokta… Pek çok itici güç… Pavyonda çalışmak, pavyonda kadın olarak çalışmak, çalıştırılmak, çalışmak zorunda kalmak ya da çalışmayı tercih etmek. Özne kadın elbette tek başına değil; ailesi, baktığı yakınları, evladı, kardeşi kocası var, hepimiz gibi… Kadın olarak yaşadıklarımızı ortaya çıkarmak: Muhalif erkeklerin kadınlarla ilişkilerinde, savaş verdikleri iktidarın yöntemlerini kullanmaları, ilişkilerini bunun üzerine kurmaları can yakarken ve biz şimdi kadın yazarlar bunu bir kez daha sorgulamalıydık. Kadının yaşamsalını sürdüğü her alanı sorgulamalıydık. 80’lerde feminist hareketi başlatan kadınlar, kendilerinden önceki deneyimlerinden biliyorlardı ki yolları uzun, zorluydu. Ayrıca yüzleşme bir kereye mahsus değildi, kadının dönüp dönüp kendisine bakması, sorması gerekiyordu. Neden fedakârlık dendiğinde akla hemen kadın geliyordu. Şehir Söner Biz Yanarız, toplumsal rollerin, yerlerin elbette konuşulur olması için vesile olmuştur. Öykü karakterim Yaso’yla olan birlikteliğimde onu dinlemen. Sesini duymam gibi.

Yaso’nun çıkmasına neden olan, editörüm Süreyya Köle’ye sonsuz teşekkürlerimle…

SEMRİN ŞAHİN: Sevgili Süreyya bu kitap fikriyle geldiğinde çok heyecanlandım. Muazzam bir fikirdi. Bu kitabın toplumun görünmeyen karanlık yönüne ışık tutacağı görüşündeyim. Hayat kadınlarının yaşadığı acıları bir şekilde dile getirmek, trans bireylerin çektiği dışlanmayı anlatmak bazı şeyleri değiştirmek için farkındalık oluşturma açısından çok kıymetli. Bu kitabın birçok kişi için umut olacağı görüşündeyim. Çok başarılı bir çalışma oldu.

ŞİRVAN ERCİYES: Okuma alışkanlığı olmayan insanların bile bu kitaba ilgi gösterdiğine tanık oldum. Söz konusu mekân pavyon olunca, belki de çok farklı beklentilerle, kitabı merak ediyor insanlar. Şehir Yanar Biz Söneriz – Pavyon Öyküleri farkındalık yoksunluğuna çare olur mu bilemiyorum, ancak birkaç kişide bile sorgulamaya neden olur, dayanışma ve insan olmanın güzel yanlarını anımsatırsa ne mutlu bizlere.  Ayrıca Yeşilçam, pavyonlara yıllardan beri yoğun ilgi göstermiş, çoğumuz filmler aracılığıyla bir pavyon algısına sahibiz. Bu kez öyküler aracılığıyla pavyon sorgulanıyor, üstelik melodrama kaçmadan.

Devam edecek…

Yazarları ve öykülerini bir araya getiren Süreyya Köle’nin röportajını okumak için tıklayınız.

Zeynep Aliye, Seyhan Arman ve Kevser Ruhi’nin cevaplarından oluşan ilk bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Gamze Güller, Fulya Bayraktar ve Handan Gökçek’in cevaplarından oluşan ikinci bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Yazar
Gonca Atalay
1986 yılında Yozgat’ta doğdum, 1990 yılından beri Ankara’da yaşıyorum. Karadeniz Teknik Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler okudum. Çalışma hayatıma ikiz kızlarımdan sonra kısa bir mola verdim. İlkokul sıralarında başladığım yazma ve okuma çalışmalarım kızlarımdan kalan zamanlarımda halen devam ediyor. 2018 yılında UMAG’da yazma üzerine verilen seminerlere katılarak Gürsel KORAT, Mehmet EROĞLU, Çiğdem ÜLKER gibi isimlerle çalışma imkanı buldum. Öykülerimden bazıları Ada, Edebiyatist gibi dergilerde yayımlandı. Edebiyatın yanı sıra uzun süredir fotoğrafçılık ile de ilgileniyorum. Çeşitli karma sergilerde fotoğraflarım sergilendi.

Bir Cevap Yazın