Makale, Şiir, Unutulmuş Şairler Kitaplığı

Unutulmuş Şairler Kitaplığı 1: Tevfik Akdağ

Şiirle gerçek anlamda ilgilenmeye başladığım yıllarda sanırım kitaplığıma ilk giren kitaplardan biriydi; Kıpırda Ey Aydınlık. Bilgi Yayınevi’nin klasik ince kitaplarından değil de normal boyutlarda çıkan bu kitap, o yıllardan kalan ender kitaplardan biri olarak hâlâ durur arşivimde. Kitabın arka kapağında bir elini yanağına dayamış, gülümseyen bir ifadeyle bakan şairse, Tevfik Akdağ’dan başkası değildir.

61 yıllık hayatına toplu şiirlerinin haricinde yalnızca üç kitap sığdıran Akdağ, 29 Şubat 1932 yılında İzmir’de, orta tabakadan bir ailenin oğlu olarak doğar. İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerinin en yoğun olarak hissedildiği yıllarda yoksulluklarla boğuşan Akdağ, liseye başlar başlamaz şiire de başlar. Sanata öncelikle karakalem resimler çizerek adım atan şairin hayatına şiir de dâhil olmuştur artık. İlk şiiri “Ölemem”ismiyle Varlık dergisinde 1953 yılında yayımlanır Akdağ’ın. Ki bu şiir ne çıkardığı üç kitabına, ne de ölümünden sonra yayımlanan ve Bütün Şiirleri alt başlığını taşıyan Kıpırda Ey Aydınlık’a alınmıştır. Akdağ, Varlık’ta yayımladığı ilk şiirinden sonra, Papirüs, Mülkiye, Ataç, Pazar Postası, Türk Dili, Yeditepe, Şairler Yaprağı, Varan ve Yelken gibi dergilerde yayımlar şiirlerini. Tabii ki ilk göz ağrısı Varlık dergisini de ihmâl etmez. Dergilerle bu kadar haşır neşir olan Tevfik Akdağ, Ankara’da bulunduğu yıllarda şairlerin dergi çıkarma tutkusuna ayak uydurarak Şimdilik isminde bir dergi de çıkarır. 1955’te ancak 6 sayı çıkabilen Şimdilik macerasından sonra bir daha da dergiciliğe bulaşmaz.

Tevfik Akdağ’ın ilk yayımladığı şiirle ilk kitabı arasında tamı tamına 15 yıl var. 1968 yılında Uğrak Yayınları tarafından basılan ve 45 sayfadan oluşan Lacivert Kanatlı Bir Kuştur Gece’den sonra da 9 yıllık bir ara söz konusu. 1971 yılında Koza Yayınları’nca basılan Çıplak ve Sevinçle’yi takip eden son kitap ise 1990 yılında, yine uzunca bir aradan sonra (13 yıl)  Edebiyat Gazetesi Yayınları tarafından basılan Eski İnsan Sözleri. Bilgi Yayınevi’nin Eylül 1994 yılında bastığı Kıpırda Ey Aydınlık ise ölümünden (28 Eylül 1993) yalnızca bir yıl sonra yayımlanmış.

Tevfik Akdağ’ın şiirlerine dikkatle bakıldığında, çok değişik evrelerden geçtiği hemen fark edilir. Şiir serüveninin ilk yıllarında Attilâ İlhan’dan ve İkinci Yeni’den oldukça etkilenir şair. İlk kitabının ilk şiirlerini oluşturan “Cahil”, “Sekiz Buçuk” ve “Meta Fizik”gibi şiirlerde Attilâ İlhan’ın etkisi yoğun olarak görülür. “Sıcak İğri”, “Ucuz Oyun”, “Akdenizce” ve “Oynaklı Pazar” şiirleri ise İkinci Yeni etkisinin hissedildiği şiirlerdir. Hatta “Sıkıntımın Galatası” ve “Güzines”gibi şiirlerinde tıpkı Ece Ayhan gibi şiiri aşırı uçlara götürür Akdağ. Üstelik şiirindeki arayışlar bunlarla da bitmez. Hüseyin Cöntürk gibi eleştirmenler onu “toplum şairi” olarak nitelendirirken, Akdağ “Randevu”, “Kuanta” ve “Samira’ya Gece Yarılarından Sonra Yazılmış Mektuplardan”isimli şiirlerinde biçimsel ve deneysel oyunlara da göz kırpar. Bazen “Genel Ağrılılar Düşünme Yeri” ve “Aşk Memurları İçin Dolmuş Şarkısı”gibi şiirlerde Cemal Süreya’nın söz dizimi ve imge düzeniyle akrabalık kurar, bazen de “İbrahim Eşittir İbrahim”, “Yıldızların Buzunda” ve “İnsan Dediğin”isimli şiirlerde de görüleceği gibi toplumcu bir gözle yaklaşır hayata. Fakat tüm bunların ötesinde Tevfik Akdağ’ın en büyük özelliği, yukarıda saydığım tüm noktaları tek bir potada birleştirmesidir. İkinci Yeni’nin imge donanımıyla toplumcu gerçekçiliğin anlayışı başarılı bir şekilde birleşir onun şiirlerinde.

Kıpırda Ey Aydınlık kitabının arka kapağında şair Eray Canberk’in Akdağ üzerine yazdıkları onun şiir serüvenini özetler niteliktedir aslında; “İkinci Yeni şairlerinden sayılmasına karşılık Tevfik Akdağ gerek söz dizimi ve dize anlayışı, gerekse toplumsal olaylara yaklaşımı bakımından söz konusu şairlerden ayrılır. Deyim yerindeyse daha ‘yalın’ ve daha ‘anlaşılır’ bir şairdir. Şiirindeki zihinsel sıçrayışlar, art arda sıralanan değişik imgeler, çağrışımları amaçlayan örtük ya da dolaylı anlatım Akdağ’ı İkinci Yeni’ye yaklaştıran öğelerdir. Çıplak ve Sevinçle’deki şiirlerinde özellikle belirginleşen siyasal-toplumsal tavırla Akdağ, İkinci Yeni anlayışı ile toplumcu-gerçekçi anlayış arasında bir köprü gibidir.”

Gerçekten de Eray Canberk’in dediği gibi Akdağ’ın her kitabı gittikçe olgunlaşan şiir algısının gözlenebilir bir kanıtıdır. İlk kitabındaki İkinci Yeni duyarlılığı bütün hayatı boyunca kaybolmasa da ikinci kitabı Çıplak ve Sevinçle’de toplumsal olaylar daha bir baskın durur. Üçüncü kitap Eski İnsan Sözleri ise bireyin doğa karşısındaki durumunu, var oluş sancılarını ve insan olma sürecini yer yer imgesel olarak düzenlenmiş sıralamalarla, yer yer de toplumsal bilinçle dile getirir.

Akdağ’ın şiirlerinde göze çarpan önemli ayrıntılardan biri de lise yıllarından gelen tutkusundan kaynaklı olsa gerek, şiirle resmin bir arada uyumlu bir şekilde buluşmasıdır. Özellikle yerellikten ziyade evrenselliği yansıtmaya çalıştığı son kitabında bu özellik net bir şekilde görülür.

Akdağ Türkçe şiirde hem gittikçe değişen ve olgunlaşan şiir anlayışı açısından, hem de türler arasında bir köprü kurması açısından üzerinde yeterince durulmamış bir şair. Az ama öz yazan, ortalaması alındığında neredeyse on yılda bir kitap yayınlayan, çoğu Mülkiyeli şair gibi şiir üzerine kafa yoran ve az bir süre için de olsa dergicilikle uğraşan, şiirlerinde çok farklı duyarlılıkları bir araya getirmeye çalışan ender bir sanatçı. Papirüs dergisinin Şubat 1969 yılında çıkan 32. sayısında şair Anıl Meriçelli tarafından hazırlanan “Tevfik Akdağ Bölümü”, şairin hayatına yakından ışık tutması ve şiirinin genel hatlarını çizmesi açısından oldukça önemli bir çalışma.

Her ne kadar şair Eray Canberk Tevfik Akdağ için; “Şairliğinin ilk dönemlerinde, 1950’li yıllarda gündemde olan ama daha sonra dergilerde pek görünmeyen Tevfik Akdağ son dönem şiirimizin önemli şairlerinden, gizli ustalarından biriydi.” dese de endişelerini dile getirmeden de duramıyor; “Umarız, her zaman olduğu gibi, ölümünden sonra ‘kadri bilinenler’den biri olur.”

Canberk’in yazdıkları yalnızca bir iyi niyet, bir temenni aslında. Bazı şairlerin ancak öldükten sonra kıymeti bilinse de bu durum Tevfik Akdağ için ne yazık ki geçerli değil. Akdağ da günü gelir de belki “kadri bilinir” diye beklenen şairlerden yalnızca biri.

aşkın kronolojisi

Taze bir ot kokusu
Ekşi bir üzüm tadıdır
On yaşında

Boy almış vücudun
Ateşle giydirilmiş kuruntusudur
Yirmisinde

Kaçmış fırsatların acıyla damgalı
Pişmanlık belgesidir
Kırkında

Kardeşliktir olursa
Silik bir resimdir görülürse
Sekseninde

Dibe inmiş bir sözcüktür
Belleğin kalmışsa kuyusu
Sekseninden sonra

Tevfik Akdağ

Yazar
Gökhan Arslan
1979 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Atatürk Lisesi ve Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV ve Sinema bölümünü bitirdi. İlk şiiri 1995 yılında Minerva dergisinde yayımlandı. 90'lı yılların sonunda İzmir'de Kılavuz Karga isimli bir fanzin çıkardı. İstanbul'da 12 sayı yayımlanan Yeniyazı dergisinin yayın kurulunda yer aldı ve Didim'de Güven Pamukçu tarafından çıkarılan Akköy dergisinde editörlük yaptı. Halen Çağla Çinili ve Tunca Çaylant'la birlikte Ecinniler kültür edebiyat dergisini çıkarmaktadır. İlk şiir kitabı Yaraya Tutulan Ayna (2010 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü, Mayıs Yayınları) 2010 yılında, ikinci şiir kitabı Babam Beni Niye Öldürdü (Yeniyazı yayınları) 2011 yılında, üçüncü şiir kitabı Güzel Hastalık (İkaros Yayınları) 2013 yılında ve son şiir kitabı olan Bozuk Oda (Yitik Ülke Yayınları) 2017 yılında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın